Elektromanyetik Alan" konusunda doktora yapmış bir kişinin paylaşımları;
Öncelikle dizüstü bilgisayarlarıni asla ve asla kucağınızda, dizinizin üstünde kullanmayın.
En çok manyetik alanı saç kurutma makinesi ve ütü yayar (bu aletleri kullanırken acele edin, işinizi çabuk bitirin.
"Yatak odalarında televizyon, bilgisayar ya da cep telefonu bulunması tahmin edemeyeceğiniz kadar zararlıdır. Havayı iyonize eden elektromanyetik alan yüzünden çoğu zaman bir koku ile algıladığımız ancak gözle göremediğimiz elektrik yüklü parçalar havada asılı kalırlar.
Saatlerce havalandırsanız bile tam olarak ortamdan süpürülmezler, her nefes aldığınızda ciğerlerinize bu parçaları çekiyorsunuz demektir.
Elinizin hemen altındaki klavye ve Mouse ise her hareketinizde elektrik sinyalleri gönderir. Mutlaka kablolu mouse kullanınız. . Aynı şekilde uzun süreli klavye ve mouse kullanımı maalesef bilekleri ve eli deforme etmektedir. "RSI (Repetitive Strain Injury)" denen sürekli aynı bedensel hareketlerin tekrarıyla oluşan eklem rahatsızlıkları ve "Carpal Tunnel Sendorumu (tekrar eden hareket sendromu )" ciddi sonuçları olan ve ameliyat gerektirebilen hasarlar verirler.
Lazer baskı yapan yazıcılar, çalışmaları sırasında ozon gazı üretirler.
Uzmanlar kanser ve bağışıklık sistemi hastalıklarının, manyetik alanın zayıflattığı bünyelerde oluştuğunu söylüyorlar.
Mesela çoğumuzun kullandığı Bluetooth kablosuz bağlantısı için HP firmasının resmi kitapçığı "lütfen sağlığınız için bir metreden kısa mesafede Bluetooth kullanmayın” diyor.
Eğer bütçeniz yetiyorsa LCD dediğimiz ince ekranlardan alın. Bunun radyasyon seviyesi daha düşüktür.
Bilgisayar kasanızı bedeninizden uzak tutun. Kabloları mümkün olduğunca uzun tutarak çevrenizdeki boş alanı uzatın, Bilgisayar masanızı metal aksamdan değil, ahşap ve elektrik yükü tutmayacak şekilde oluşturun.
Bilgisayarınızın bağlı olduğu prizi mutlaka topraklı yaptırın.
Günde bir kaç saatten fazla keyif, oyun ve web gibi zorunlu olmayan aktiviteler için bilgisayar karşısında zaman harcamayın.
Son olarak, bilinen tüm elektronik cihazlarda elektromanyetik alanı yakalama becerileri yüzünden özellikle ametist kristalleri kullanmanızı ve bilgisayarınızın yakınına koymanızı önereceğim.
Bu ametist kristalleri belli aralıklarla deniz suyuyla topraklandıklarında elektrik yükleri sıfırlanarak gereken koruma alanını sağlamaya devam ederler."
Sevgili okurlar, ben şahsen Balıkesir Dursunbey Güğü Köyü'nde çalışırken, köyde ametist madeni olması nedeniyle, bol miktarda ametist kristali edinmiştim.
VE EN ÖNEMLİ KONU: . . . Eğer acil servis doktoru falan değilseniz, cep telefonunuz uyuyacağınız odada asla açık olarak kalmamalı. Gece siz uyurken Yatak Odanızdan en az 10 metre uzakta olmalıdır!!!!
Yapılan araştırmalara göre 20 dakika boyunca cep telefonu ile kesintisiz konuşanların, bir sağlık kuruluşunda beyin kontrolünden geçmesi gerekiyor. Nitekim telefon ile konuşurken sınırı aştığınızda hep başınız ağrır.. Unutmayınki , konuşurken de telefonun patlama gibi bir tehlikesi vardır . . . Mutlaka KULAKLIK KULLANIN ! ! !
Telsiz telefonlarda da benzer tehlikeler mevcut, ev telefonunuz telsizse değiştirin, kablolu alın.
Çamaşır ve bulaşık makineleri çalışırken yanında durmayın ( mesela bulaşık makinesini çalıştırıp yanındaki masada keyif çayı içmeyin veya masa keyfi yapmayın ), çünkü çok manyetik alan yayarlar. Özellikle çamaşır makinesinin, çamaşırları döndürme aşamasında hemen uzaklaşın...
Son olarak; kullanmadığınız aletleri fişten çekin. Yapılan araştırmaya göre, "stand by" da yani bekleme modunda kalan aletler, gene elektrik tuketıyorlar. Ve ABD'de bekleme modunda tüketilen elektiriğe " vampir elektirik" deniliyor. Bu da gösteriyor ki elektronik aletler fişten çekilmediği, en azından güç düğmesinden kapanmadığı sürece bizim için tehlike yaymaya devam ediyor...
Tüm bu aletlerin neden olduğu masraf ve küresel ısınma yetmiyormuş gibi, bizi de tüketiyorlar yavaş yavaş..
Elektromanyetik Alan konusunda doktora yapmış olan,
Doç. Dr. Ayşegül YILMAZ'dan..
2 Temmuz 2012 Pazartesi
20 Mayıs 2010 Perşembe
Tema Vakfından Duyurulmuştur...
Yeryüzünün aldığı yağmur oranı 10 yıllık aralıklarda artar. Bu sene (2010) dünyanın periyodik olarak en çok yağmur alan yıllarından biri olacak, bu nedenle yediğiniz kayısı, şeftali, kiraz, vişne, karpuz, kavun, erik vb. meyvelerin çekirdeklerini lütfen çöpe atmayın, hele çöp poşetlerine ASLA hapsetmeyin. Mümkünse herhangi bir yerde toprağın 10 cm altına gömün. Üzerine de bir bardak su dökün.
Gömme imkanınız yoksa bi poşette bu çekirdekleri biriktirip yanınıza alın ( yada arabanıza koyun) arsa, tarla, toprak yol kenarı, yamaç gibi toprağı gördüğünüz alanlara bu çekirdeklerinizi savurun, korkmayın bu çevre kirliliği değildir aksine çevre için yeni hayattır. Doğa hemen o yeni çekirdekleri kucaklar ve besler…
Yapacağınız en kötü hareket çekirdekleri poşetlere hapsetmektir ! Bunu yapmayın ve yaptırmayın.
Yapılan çalışmalarda doğaya başıboş atılan yada dikilen bu çekirdeklerin en az yarısının yeşerip ağaç veya bitki olduğu kanıtlanmış.
En büyük israflardan birisi meyve çekirdeklerinin çöpe atılması, ülkemiz adına küçümsenemeyecek büyük bir servet...
Daha yeşil bir ülke için, daha temiz hava için, toprak kaymasını önlemek ve yeni nesillerimize yeşil bir dünya bırakmak için hep birlikte elimizden geldiğince meyve çekirdeği gömelim, savuralım, fırlatalım…
Bu uygulama TEMA tarafından başlatıldı ve bilinçli toplum olarak bizlerin desteklerini bekliyor, Doğaya yardım etmek, gelecekte etrafımızı saracak beton ve gökdelenlerden alamayacağımız oksijeni karşılamak için bile bu çekirdeklerden çıkacak ağaçlara ihtiyacımız olacaktır.
Poşete koymadığınız her çekirdek için şimdiden teşekkürler...
Gömme imkanınız yoksa bi poşette bu çekirdekleri biriktirip yanınıza alın ( yada arabanıza koyun) arsa, tarla, toprak yol kenarı, yamaç gibi toprağı gördüğünüz alanlara bu çekirdeklerinizi savurun, korkmayın bu çevre kirliliği değildir aksine çevre için yeni hayattır. Doğa hemen o yeni çekirdekleri kucaklar ve besler…
Yapacağınız en kötü hareket çekirdekleri poşetlere hapsetmektir ! Bunu yapmayın ve yaptırmayın.
Yapılan çalışmalarda doğaya başıboş atılan yada dikilen bu çekirdeklerin en az yarısının yeşerip ağaç veya bitki olduğu kanıtlanmış.
En büyük israflardan birisi meyve çekirdeklerinin çöpe atılması, ülkemiz adına küçümsenemeyecek büyük bir servet...
Daha yeşil bir ülke için, daha temiz hava için, toprak kaymasını önlemek ve yeni nesillerimize yeşil bir dünya bırakmak için hep birlikte elimizden geldiğince meyve çekirdeği gömelim, savuralım, fırlatalım…
Bu uygulama TEMA tarafından başlatıldı ve bilinçli toplum olarak bizlerin desteklerini bekliyor, Doğaya yardım etmek, gelecekte etrafımızı saracak beton ve gökdelenlerden alamayacağımız oksijeni karşılamak için bile bu çekirdeklerden çıkacak ağaçlara ihtiyacımız olacaktır.
Poşete koymadığınız her çekirdek için şimdiden teşekkürler...
16 Mayıs 2010 Pazar
İŞTE KEFİR' İN YARARLARI:
* Bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden mikrobik enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırır.
* Astım ve alerjiye karşı direnç oluşturur.
* Büyümeye güçlü destek sağlar.
* İhtiyaç duyulan enerji için mükemmel destek verir.
* Beyin hücrelerini aktif hale getirir ve beyinsel dinamizmi arttırır.
* Obeziteye ve aşırı zayıflamaya karşı frenleyicidir.
* Bağırsak florasını düzenler eder.
* Cilt güzelliğine ve parlaklığına olumlu etkileri vardır.
* Saçları güçlendirir.
* Gençlik döneminin etkin, enerjik ve aktif bir dönem olması için unutulmaz bir partnerdir.
* Gençlik ve dinçlik duygusunun sürekli olmasını sağlar.
* Yorgunluk ve strese karşı koruyucu bir kalkan görevi görür.
* Cinsel fonksiyonların devamlı olmasında aktiflik kazandırır.
* Kanı temizler, kolesterolü dengeler ve yüksek tansiyonu düşürür
* Damar sertliğini ve kalp krizi riskini önler.
* Uykusuzluğu gidericidir. Spor yapan kişiler için enerji deposudur.
* Sindirimi kolaylaştırır.
* Kemoterapi tedavisi sırasında vücudun güçlü kalmasını ve beslenmenin devamlı olmasını sağlar.
* Selülitlere karşı etkilidir.
* Bir çok hastalığın oluşumunu ilk başlangıçtan itibaren hemen önler.
* Alkol alanlar bakımından kaybolan vitaminlerin geri kazanılmasında tam bir takviye sağlar.
* Saç dökülmelerini azaltır.
* Doğum kontrol hapı ve idrar söktürücü ilaç kullananlara yardımcıdır
* Antibiyotik ilaçlar vücuttaki tüm vitaminleri ve bakterileri öldürdüğü için; doğal savunma ve savaş ordularını kurarak doğal antibiyotik görevi yapar.
* Antioksidan özellikleriye hücre yenilenmesine katkıda bulunur.
* Menopoz dönemindeki riskleri azaltır
* Aşırı yıpranmayı ve yaşlanmayı yavaşlatır.
* Damar sertliğini önler
* Uzun ve sağlıklı bir ömür trendine yönelik metabolizmanın mimarıdır. Kemiklerin ve kasların kuvvetli kalmasına destek sağlar.
* Oestropoz ve Alzheimer hastalığına karşı direnç oluşturur.
* Başta Prostat ve bağırsak kanseri olmak üzere bir çok kanseri önleyici etkisi olduğu bilinmektedir.
* Bellek zayıflığını ve dikkat azalmasını engeller.
* Kronik güçsüzlüğe karşı kuvveti arttırır.
* Görme zayıflığını ve katarakt oluşumunu önler.
* Serbest radikallerin, ağır metallerin ve zehirli gazların vücuttaki olumsuz etkilerini azaltır.
* Kronik depresyona karşı olumlu iyileştirmeler gerçekleştirir.
* Genç yaşlanmayı sistemize eder.
* Mutlu bir yaşlılık dönemi için vazgeçilmez doğal bir dosttur.
............ve sayılamayacak kadarpek çok faydası vardır
* Astım ve alerjiye karşı direnç oluşturur.
* Büyümeye güçlü destek sağlar.
* İhtiyaç duyulan enerji için mükemmel destek verir.
* Beyin hücrelerini aktif hale getirir ve beyinsel dinamizmi arttırır.
* Obeziteye ve aşırı zayıflamaya karşı frenleyicidir.
* Bağırsak florasını düzenler eder.
* Cilt güzelliğine ve parlaklığına olumlu etkileri vardır.
* Saçları güçlendirir.
* Gençlik döneminin etkin, enerjik ve aktif bir dönem olması için unutulmaz bir partnerdir.
* Gençlik ve dinçlik duygusunun sürekli olmasını sağlar.
* Yorgunluk ve strese karşı koruyucu bir kalkan görevi görür.
* Cinsel fonksiyonların devamlı olmasında aktiflik kazandırır.
* Kanı temizler, kolesterolü dengeler ve yüksek tansiyonu düşürür
* Damar sertliğini ve kalp krizi riskini önler.
* Uykusuzluğu gidericidir. Spor yapan kişiler için enerji deposudur.
* Sindirimi kolaylaştırır.
* Kemoterapi tedavisi sırasında vücudun güçlü kalmasını ve beslenmenin devamlı olmasını sağlar.
* Selülitlere karşı etkilidir.
* Bir çok hastalığın oluşumunu ilk başlangıçtan itibaren hemen önler.
* Alkol alanlar bakımından kaybolan vitaminlerin geri kazanılmasında tam bir takviye sağlar.
* Saç dökülmelerini azaltır.
* Doğum kontrol hapı ve idrar söktürücü ilaç kullananlara yardımcıdır
* Antibiyotik ilaçlar vücuttaki tüm vitaminleri ve bakterileri öldürdüğü için; doğal savunma ve savaş ordularını kurarak doğal antibiyotik görevi yapar.
* Antioksidan özellikleriye hücre yenilenmesine katkıda bulunur.
* Menopoz dönemindeki riskleri azaltır
* Aşırı yıpranmayı ve yaşlanmayı yavaşlatır.
* Damar sertliğini önler
* Uzun ve sağlıklı bir ömür trendine yönelik metabolizmanın mimarıdır. Kemiklerin ve kasların kuvvetli kalmasına destek sağlar.
* Oestropoz ve Alzheimer hastalığına karşı direnç oluşturur.
* Başta Prostat ve bağırsak kanseri olmak üzere bir çok kanseri önleyici etkisi olduğu bilinmektedir.
* Bellek zayıflığını ve dikkat azalmasını engeller.
* Kronik güçsüzlüğe karşı kuvveti arttırır.
* Görme zayıflığını ve katarakt oluşumunu önler.
* Serbest radikallerin, ağır metallerin ve zehirli gazların vücuttaki olumsuz etkilerini azaltır.
* Kronik depresyona karşı olumlu iyileştirmeler gerçekleştirir.
* Genç yaşlanmayı sistemize eder.
* Mutlu bir yaşlılık dönemi için vazgeçilmez doğal bir dosttur.
............ve sayılamayacak kadarpek çok faydası vardır
22 Nisan 2010 Perşembe
KURUYEMISIN FAYDALARI
AY ÇEKİRDEĞİ FAYDALARI
KABAK ÇEKİRDEĞİ FAYDALARI
TUZLU FISTIK FAYDALARI
ANTEP FISTIĞI FAYDALARI
KAJU FISTIK FAYDALARI
FINDIK İÇİ FAYDALARI
PATLATMALIK MISIR FAYDALARI
BADEM FAYDALARI
LEBLEBİ FAYDALARI
BEYAZ LEBLEBİ FAYDALARI
CEVİZ FAYDALARI
KURU İNCİR FAYDALARI
KURU HURMA FAYDALARI
KURU KAYISI FAYDALARI
KURU ÜZÜM FAYDALARI
TÜRK KAHVESİ FAYDALARI
|
6 Ocak 2010 Çarşamba
VİTAMİN D VE GÜNEŞ IŞIĞININ YARARLARI HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 15 GERÇEK
Vitamin D, osteoporoz, depresyon, prostat kanserinden korur, hatta diabet ve obesiteyi de engeller. Vitamin D, beslenme dünyasında belki de en fazla göz ardı edilmiş besin elementlerinden birisidir. Bunun nedeni büyük bir ihtimalle ücretsiz elde edilmesidir. Vücudunuz güneş ışığı ile temas ettiğinde vitamin D üretmeye başlar. İlaç şirketleri size güneş ışığı satamazlar, bu yüzden onun yararları ile ilgili olark herhangi bir reklamda yapmazlar. İşin gerçeği şu ki çoğu insan vitamin D nin sağlıkla olan ilişkisini bilmez.
Bu konu ile ilgili olarak aşağıda Mike Adams’ın Dr. Michael Holick ile yaptığı bir röportajdan alıntılar bulacaksınız:-
1.Vitamin D, deriniz tarafından doğal güneş ışığından gelen ultraviole radyasyonu ile karşılaşınca üretilir.
2.Güneşin tedavi edici ışınları (ki bunlar cildinizde vitamin D üretirler) herhangi bir camdan içeri süzülemezler. Bu şu demektir arabanızda veya evinizde otururken vitamin D üretimi olmaz.
3. Günlük besinlerinizden yeterli Vitamin D alabilmek hemen hemen imkansızdir. Vücudunuzda vitamin D oluşturmanın tek yolu doğrudan güneş ışını ile temas etmektir.
4.Günlük vitamin D ihtiyacını en alt düzeyde karşılayabilmek için en az 10 bardak vitamin D katkısı ile güçlendirilmiş süt içmek gereklidir.
5. Yaşadığınız yer ekvatordan ne kadar uzak ise güneş altında kalma ihtiyacınızda o oranda artar. Kanada, İngiltere ve A.B.D eyaletlerinin büyük bir kısmı ekvatordan oldukça uzaktırlar.
6. Vitamin D üretebilmek için teni koyu renkli olan kişilerin açık tenli kişilere oranla 20-30 defa daha fazla güneşte kalmaları gereklidir (açık tenlilerin ürettiği vitamin D miktarına eşit üretim yapabilmeleri için). İşte bu yüzden prostat kanseri siyah erkekler arasında salgın gibidir. Bu, çok basit, ama çok yaygın bir güneş ışını eksikliğidir.)
7.Bağırsaklarınızda kalsiyumun emilebilmesi için vücudunuzda yeterli vitamin D olması gereklidir. Şayet vitamin D miktarı yetersiz ise vücudunuzda kalsiyum emilimi olmaz ve aldığınız bütün kalsiyum takviyeleri de etkisiz kalır.
8.Vitamin D eksikliği bir gecede düzeltilebilecek bir şey değildir. Kemiklerinizi ve sinir sisteminizi güçlendirebilmek için aylar boyunca Vitamin D takviyesi almak (hap veya iğne olarak) ve güneş ışığında kalmak gerekir.
9. Güneş koruma faktörü çok zayıf olan kremler bile (örneğin SPF=8) vücudunuzun Vitamin D oluşturmasını %95 oranında engeller.
İşte, güneşten korunma ürünleri bu şekilde bir vitamin eksikliğine neden olarak hastalıklara yol açarlar.
10. Güneş ışığından çok fazla ve gereksiz miktarda vitamin D üretmek mümkün değildir, çünkü vücudunuz sadece kendi ihtiyacı kadarını üretir.
11.Şayet göğüs kemiğiniz üzerine sıkıca bastırınca acı veriyorsa, o halde kronik vitamin D eksikliğinden muzdaripsiniz demektir.
12.Kullanılmaya başlamadan evvel vitamin D böbrekleriniz ve karaciğeriniz tarafından harekete geçirilir.
13. Vücudunuzda böbrek hastalıkları veya karaciğer hasarı varsa o zaman vitamin D nin harekete geçirilmesi ve vücut içinde dolaşıma başlaması zorlaşır.
14.Vitamin D vücudunuzdaki en güçlü tedavi edici kimyasallardan birisidir, ancak bunu elde etmek için herhangi bir reçeteye veya ödeme yapmaya gerek yoktur.
Güneş ışınlarıyla temasın zararlı etkilerine gelince, zaten vücudunuzdaki süper antioksidanlar sizin bedeninizin güneş ışığından yanmamasını sağlar (aşırı olmamak kaydıyla). Astaxanthin içimizdeki en güçlü güneş filtresidir ve sizin yanmadan güneş altında kalma sürenizi iki misli uzatır. Diğer güçlü antioksidanlar ise Acai, Nar ve böğürtlendir.
2 Kasım 2009 Pazartesi
28 Ekim 2009 Çarşamba
DOMUZ GRIBINDEN KORUNMAK
DOMUZ GRİBİ'nden korunmak için basit fakat etkili önlemler.
Asağıda okuyacağınız onlemler Dr.Vinay Goyal tarafindan herkesin yararlanabilmesi icin yayinlanmistir.
Asağıda okuyacağınız onlemler Dr.Vinay Goyal tarafindan herkesin yararlanabilmesi icin yayinlanmistir.
Dr.Vinay Goyal:
Yogun bakim ve Tiroit uzmanidir. MBBS, DRM DNB. 20 yildan fazla klinik tecrubesi vardir.
Hinduja Hastanesi, Bombay hastanesi, Saife Hastanesi, Tata Memorial hastanesi gibi onemli kurumlarda gorev yapmistir.
Yogun bakim ve Tiroit uzmanidir. MBBS, DRM DNB. 20 yildan fazla klinik tecrubesi vardir.
Hinduja Hastanesi, Bombay hastanesi, Saife Hastanesi, Tata Memorial hastanesi gibi onemli kurumlarda gorev yapmistir.
Su anda Malad'da, Riddhiviayak Cardiac and Critical center'da Nukleer ilac departmani ve tiroit klinikleri sefi olarak gorev yapmaktadir.
Mikrobun vucuda giris noktalari yalnizca burun delikleri, agiz ve bogaz yoluyla olmaktadir.
Cok bulasici bir yapiya sahip olmasindan dolayi her turlu onleme karsi H1N1 virusuyle temas etmekten kacinmak veya korunmak imkânsizdir. H1N1 virusuyle temas etmek virusun vucutta cogalmasi kadar onemli degildir.
Sagliginiz yerinde ve H1N1 hastalik belirtileri gostermiyorken virusun vucutta uremesini, belirtilerin daha da siddetlenmesini ve ikincil enfeksiyonlarin gelismesini onlemek icin dikkatimizi N95 veya tamiflu gibi ilaclari stoklamaya vermek yerine cogu bildirgelerde bahsedilmeyen bazi cok basit onlemleri uygulayabiliriz.
1. Ellerin sıklıkla yıkanması ( Butun bildirgelerde bahsedilmistir)
2. "Hands-off-the- face" "Ellerinizle yuzunuze dokunmayin" yaklasimi. Yemek, banyo ve yara bakimi gibi zorunluluklar disinda yuzunuzun herhangi bir yerine dokunmaktan kacininiz.
3. Ilık tuzlu suyla gunde iki kere gargara yapiniz( tuza guvenmiyorsani z listerin kullaniniz). H1N1 'in bogaz ve burun bosluklarinda cogalip enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtileri gostermesi icin 2 -3 gune ihtiyaci vardir. Saglikli bir kisinin ilik, tuzlu suyla gargara yapmasinin etkisi hastaliga yakalanmis olan bir kisinin tamiflu kullanmasi ile aynidir. Bu basit ucuz fakat guclu onleyici yontemi kucumsemeyiniz.
4. Yukaridaki 3. Onleme benzer olarak; Burnunuzun icini en az gunde bir kere ilik tuzlu suyla temizleyiniz. *Gunde bir kere burnunuzu sumkurun ve sonra ilik tuzlu suya batirilmis pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz. Bu yolla burnunuzda bulunak virus sayisini etkili bir sekilde azaltmis olursunuz.
5. Narenciye sulari gibi C vitamin bakimindan zengin olan yiyecekler kullanarak dogal bagisIkliginizi guclendiriniz. Eger ilave olarak C vitamin kullanmak zorunda iseniz emilimi artirmak icin mutlaka Cinko ile birlikte aliniz.
6. Bitkisel caylar, cay, kahve gibi sicak veya ilik iceceklerden icebildiginiz kadar cok iciniz. * Sicak icecekler icmek gargara yapmakla ayni etkiye sahiptir fakat ters yone dogru. Sicak icecekler virusleri yasamalari mumkun olmayan ortama sahip olan mideye dogru yikayarak gotururler. H1 N1 virusu mide'de cogalamaz, herhangi bir zarar veremez ve hayatiyetini devam ettiremez.
Mikrobun vucuda giris noktalari yalnizca burun delikleri, agiz ve bogaz yoluyla olmaktadir.
Cok bulasici bir yapiya sahip olmasindan dolayi her turlu onleme karsi H1N1 virusuyle temas etmekten kacinmak veya korunmak imkânsizdir. H1N1 virusuyle temas etmek virusun vucutta cogalmasi kadar onemli degildir.
Sagliginiz yerinde ve H1N1 hastalik belirtileri gostermiyorken virusun vucutta uremesini, belirtilerin daha da siddetlenmesini ve ikincil enfeksiyonlarin gelismesini onlemek icin dikkatimizi N95 veya tamiflu gibi ilaclari stoklamaya vermek yerine cogu bildirgelerde bahsedilmeyen bazi cok basit onlemleri uygulayabiliriz.
1. Ellerin sıklıkla yıkanması ( Butun bildirgelerde bahsedilmistir)
2. "Hands-off-the- face" "Ellerinizle yuzunuze dokunmayin" yaklasimi. Yemek, banyo ve yara bakimi gibi zorunluluklar disinda yuzunuzun herhangi bir yerine dokunmaktan kacininiz.
3. Ilık tuzlu suyla gunde iki kere gargara yapiniz( tuza guvenmiyorsani z listerin kullaniniz). H1N1 'in bogaz ve burun bosluklarinda cogalip enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtileri gostermesi icin 2 -3 gune ihtiyaci vardir. Saglikli bir kisinin ilik, tuzlu suyla gargara yapmasinin etkisi hastaliga yakalanmis olan bir kisinin tamiflu kullanmasi ile aynidir. Bu basit ucuz fakat guclu onleyici yontemi kucumsemeyiniz.
4. Yukaridaki 3. Onleme benzer olarak; Burnunuzun icini en az gunde bir kere ilik tuzlu suyla temizleyiniz. *Gunde bir kere burnunuzu sumkurun ve sonra ilik tuzlu suya batirilmis pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz. Bu yolla burnunuzda bulunak virus sayisini etkili bir sekilde azaltmis olursunuz.
5. Narenciye sulari gibi C vitamin bakimindan zengin olan yiyecekler kullanarak dogal bagisIkliginizi guclendiriniz. Eger ilave olarak C vitamin kullanmak zorunda iseniz emilimi artirmak icin mutlaka Cinko ile birlikte aliniz.
6. Bitkisel caylar, cay, kahve gibi sicak veya ilik iceceklerden icebildiginiz kadar cok iciniz. * Sicak icecekler icmek gargara yapmakla ayni etkiye sahiptir fakat ters yone dogru. Sicak icecekler virusleri yasamalari mumkun olmayan ortama sahip olan mideye dogru yikayarak gotururler. H1 N1 virusu mide'de cogalamaz, herhangi bir zarar veremez ve hayatiyetini devam ettiremez.
20 Ağustos 2009 Perşembe
Ramazan Ayında Beslenme Nasıl Olmalı
Ramazan ayının gelişiyle birlikte oruç tutanların günlük beslenme şekli birdenbire değişiverir. Genelde 3 öğünden ibaret olan günlük beslenme 2 öğüne düşerken özellikle kırmızı et, ekmek, pilav, makarna, hamur işleri, tatlı ve börek tüketimi artar. Buna karşılık meyve, sebze ve beyaz et tüketimi azalır. Oysa ki ister 3 öğün, isterseniz 2 öğün yiyin; günlük almanız gereken karbonhidrat, yağ, protein, vitamin ve mineral oranları hep aynı olmalıdır. Sahur yemeklerinde seçilen besinler yüksek enerji içeren ve kolay hazmedilecek besinler olmalıdır. Örneğin: Peynir, ekmek (çok tahıllı, çavdar veya kepekli olabilir), çorba(tarhana, mercimek, yayla, sütlü sebze çorbaları olabilir), krep, meyve ( kuru meyvelerden kuru kayısı, kiwi, muz, elma olabilir), yoğurt ( meyveli veya az yağlı sade olabilir) gibi besinler tercih edebilirsiniz.
Özellikle kızartmalardan, mayalı besinlerden(hamur işlerinden), aşırı şeker ve yağ içeren besinlerden uzak durmanız, gece oluşabilecek hazımsızlıklardan, mide yanmalarından, reflüden ayrıca kilo alma problemlerinden sizi koruyacaktır.
Gün içinde susuz kalacağınız için de sıvı ihtiyacınızı çok iyi karşılamalısınız. Özellikle su tüketiminiz önemlidir. Suyu ortalama 2- 2,5 litre içmeye, bununla birlikte enerji verebilecek ama sizin için faydalı olacak sıvılarla da sıvı ihtiyacınızı karşılamaya dikkat etmelisiniz. Örneğin; ayran, taze sıkılmış meyve suları, soda, sebze suları gibi.
Sahur ve İftar arasında nerdeyse 12-14 saatlik bir zaman dilimi ve bağlantılı olarak da açlık olduğu için orucunuzu açtıktan ortalama yarım saat sonra ana yemeğinizi yemeğe özen gösteriniz. Orucunuzu açarken özellikle enerji verecek, kan şekerinizi düzenleyecek ve sıvı ihtiyacınızı karşılayabilecek besinler seçmek daha doğru olacaktır.
Örneğin orucunuzu açtıktan hemen sonra 1 kase çorba ve kepekli ekmek veya dışarıdaysanız kepekli ekmeğe yapılmış çift peynirli bir tost ( peynirli sandviç de olabilir) yanında taze sıkılmış meyve suyu (ayran da olabilir) tüketebilirsiniz.
İftar sofralarında özellikle büyüklerimizin hazırladığı Türk Mutfak Kültüründe yer alan, çorba, sıcak yemekler, pide çeşitleri, zeytinyağlılar, tatlılar… Son derece renkli, zengin yemeklerle donatılan masalarda, hele de bütün gün aç kalmışken psikolojik olarak bir çok yemeği tatmak, yemek isteriz. Fakat bütün gün hiç bir şey yememişken birdenbire birçok yemeği yemek midemizin dengesini bozacaktır. O yüzden kendimize bir sınır koymak ve yemekleri yavaş yavaş tüketmek hem iftar sofralarında keyifli saatler geçirmemizi hem de yavaş yenen yemeklerin mideyi rahatsız etmemesini sağlayacaktır.
Seçilen ana yemeklerin pişirme yöntemleri de çok önemlidir. Özellikle ızgara, fırında veya haşlama yapılan yemeklerin tercih edilmesi ileriki saatlerde mide kramplarına, hazımsızlığa ve mide yanmalarına karşı sizi koruyacaktır.
Ramazan ayında beslenme sıklığı; 4 öğün olmalıdır!!! Sahur, İftar açılışı, İftar yemeği, Gece yatmadan önce bir ara öğün olmalıdır ve ayrıca gerekli olan sıvı ihtiyacı da karşılanmalıdır.
İftar yemeğinden sonra mide sindirimine, özellikle de metabolizmanıza yardımcı olması için egzersiz (yürüyüş) yapabilirsiniz. Özetle yemeği yer yemez hemen tv veya bilgisayar karşısına uzanmak, koltukta dinlenmek yerine biraz hareket etmek daha iyi olacaktır
Ve Unutmayın ki, oruç tuttuğunuz günde harcadığınız ile normal günde harcadığınız enerji farklıdır. Bu yüzden dengeli bir beslenme programınızın olması özellikle vücuttaki yağ miktarının artmasına engel olacaktır.
Karbonhidratlardan korkmayın ama rafinelenmiş, şeker, şekerli gıdalar yerine daima kompleks olan, kepekli ürünler, meyve, tahıllar, bakliyatlar tercih etmeniz daha doğru olacaktır. Ilımlı karbonhidrat alımı şişmanlığı önler.
Günlük yaşantımızda ne yazık ki spor ve fiziksel aktivite kavramları bize hala uzak, daha doğrusu hayatımızda sık sık yer almıyor. Özellikle ramazan ayında metabolizmanın düşmesi ile hareketlerimizi daha da azaltarak tembel bir vücuda sahip duruma gelebiliyoruz. Bu sebeple akşam emeklerinden sonra ailece yürüyüşler yapın.
Aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine; sahurda ve iftarda zilepekmezi, kuşburnu marmelatı tercih edilmelidir.
Sağlıklı beslenmenin belirlenmiş bir tarihi yok bunu lütfen unutmayın!!!
Nasıl ki her saniye nefes almamız gerekiyorsa (hastalık, toplantı yemekleri, davetler, ramazan bayramı, oruç dönemi, yılbaşı…) ‘Dengeli ve Sağlıklı Beslenmek’ de vücudumuzun ihtiyacıdır, hakkıdır. Çünkü bir sonraki güne bizi hazırlayan bizi ayakta tutmaya çalışan yine odur. Sağlıklı olmak sağlıklı bir vücuda sahip olmakla başlar. Dolayısı ile vücudunuza iyi bakmak sadece belirli dönemleri değil her gün her saati kapsamalıdır. Hayati fonksiyonları tam ve düzenli yapabilmek için ihtiyacınız olan günlük enerjiyi, besin öğelerini, vitamin ve mineralleri düzenli bir şekilde almalı ve bunun yanında fiziksel aktivite ile vücudunuzu çalıştırarak dinç tutmalısınız.
--
www.zilepekmezi.com
"doğal ve organik ürünler online satış sitesi"
Özellikle kızartmalardan, mayalı besinlerden(hamur işlerinden), aşırı şeker ve yağ içeren besinlerden uzak durmanız, gece oluşabilecek hazımsızlıklardan, mide yanmalarından, reflüden ayrıca kilo alma problemlerinden sizi koruyacaktır.
Gün içinde susuz kalacağınız için de sıvı ihtiyacınızı çok iyi karşılamalısınız. Özellikle su tüketiminiz önemlidir. Suyu ortalama 2- 2,5 litre içmeye, bununla birlikte enerji verebilecek ama sizin için faydalı olacak sıvılarla da sıvı ihtiyacınızı karşılamaya dikkat etmelisiniz. Örneğin; ayran, taze sıkılmış meyve suları, soda, sebze suları gibi.
Sahur ve İftar arasında nerdeyse 12-14 saatlik bir zaman dilimi ve bağlantılı olarak da açlık olduğu için orucunuzu açtıktan ortalama yarım saat sonra ana yemeğinizi yemeğe özen gösteriniz. Orucunuzu açarken özellikle enerji verecek, kan şekerinizi düzenleyecek ve sıvı ihtiyacınızı karşılayabilecek besinler seçmek daha doğru olacaktır.
Örneğin orucunuzu açtıktan hemen sonra 1 kase çorba ve kepekli ekmek veya dışarıdaysanız kepekli ekmeğe yapılmış çift peynirli bir tost ( peynirli sandviç de olabilir) yanında taze sıkılmış meyve suyu (ayran da olabilir) tüketebilirsiniz.
İftar sofralarında özellikle büyüklerimizin hazırladığı Türk Mutfak Kültüründe yer alan, çorba, sıcak yemekler, pide çeşitleri, zeytinyağlılar, tatlılar… Son derece renkli, zengin yemeklerle donatılan masalarda, hele de bütün gün aç kalmışken psikolojik olarak bir çok yemeği tatmak, yemek isteriz. Fakat bütün gün hiç bir şey yememişken birdenbire birçok yemeği yemek midemizin dengesini bozacaktır. O yüzden kendimize bir sınır koymak ve yemekleri yavaş yavaş tüketmek hem iftar sofralarında keyifli saatler geçirmemizi hem de yavaş yenen yemeklerin mideyi rahatsız etmemesini sağlayacaktır.
Seçilen ana yemeklerin pişirme yöntemleri de çok önemlidir. Özellikle ızgara, fırında veya haşlama yapılan yemeklerin tercih edilmesi ileriki saatlerde mide kramplarına, hazımsızlığa ve mide yanmalarına karşı sizi koruyacaktır.
Ramazan ayında beslenme sıklığı; 4 öğün olmalıdır!!! Sahur, İftar açılışı, İftar yemeği, Gece yatmadan önce bir ara öğün olmalıdır ve ayrıca gerekli olan sıvı ihtiyacı da karşılanmalıdır.
İftar yemeğinden sonra mide sindirimine, özellikle de metabolizmanıza yardımcı olması için egzersiz (yürüyüş) yapabilirsiniz. Özetle yemeği yer yemez hemen tv veya bilgisayar karşısına uzanmak, koltukta dinlenmek yerine biraz hareket etmek daha iyi olacaktır
Ve Unutmayın ki, oruç tuttuğunuz günde harcadığınız ile normal günde harcadığınız enerji farklıdır. Bu yüzden dengeli bir beslenme programınızın olması özellikle vücuttaki yağ miktarının artmasına engel olacaktır.
Karbonhidratlardan korkmayın ama rafinelenmiş, şeker, şekerli gıdalar yerine daima kompleks olan, kepekli ürünler, meyve, tahıllar, bakliyatlar tercih etmeniz daha doğru olacaktır. Ilımlı karbonhidrat alımı şişmanlığı önler.
Günlük yaşantımızda ne yazık ki spor ve fiziksel aktivite kavramları bize hala uzak, daha doğrusu hayatımızda sık sık yer almıyor. Özellikle ramazan ayında metabolizmanın düşmesi ile hareketlerimizi daha da azaltarak tembel bir vücuda sahip duruma gelebiliyoruz. Bu sebeple akşam emeklerinden sonra ailece yürüyüşler yapın.
Aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine; sahurda ve iftarda zilepekmezi, kuşburnu marmelatı tercih edilmelidir.
Sağlıklı beslenmenin belirlenmiş bir tarihi yok bunu lütfen unutmayın!!!
Nasıl ki her saniye nefes almamız gerekiyorsa (hastalık, toplantı yemekleri, davetler, ramazan bayramı, oruç dönemi, yılbaşı…) ‘Dengeli ve Sağlıklı Beslenmek’ de vücudumuzun ihtiyacıdır, hakkıdır. Çünkü bir sonraki güne bizi hazırlayan bizi ayakta tutmaya çalışan yine odur. Sağlıklı olmak sağlıklı bir vücuda sahip olmakla başlar. Dolayısı ile vücudunuza iyi bakmak sadece belirli dönemleri değil her gün her saati kapsamalıdır. Hayati fonksiyonları tam ve düzenli yapabilmek için ihtiyacınız olan günlük enerjiyi, besin öğelerini, vitamin ve mineralleri düzenli bir şekilde almalı ve bunun yanında fiziksel aktivite ile vücudunuzu çalıştırarak dinç tutmalısınız.
--
www.zilepekmezi.com
"doğal ve organik ürünler online satış sitesi"
10 Haziran 2009 Çarşamba
Püf Noktası
- Kapılarınız veya çekmeceleriniz bir müddet sonra itsenizde çeksenizde kapanmaları zorlaşır: Kapınızın, çekmecenizin sürten kısmına vazelin sürün.
- Baş ağrısı için: Kahve çekirdeğine limon suyu sıkın yavaş yavaş yiyin.(Birkaç tane)
- Mantar kapaklı şişeleri yatık vaziyette saklamalısınız.
- Sarap şiselerinin mantarını tekrar şişeye geçirmek için: Mantarı kaynar suyun içine atın.
- İçkilere güzel tat ve görüntü vermek için: Buzu dondururken buz kabının içine kiraz, nane yaprağı, yeşil zeytin vs. koyup dondurun.
- Buz dondururken: Suyu kaynatın, soğuyunca buz kalıplarına koyup dondurun. Buzlar daha canlı kristal gibi görünür.Kaynamış suda oksijen azalır. Buda buzun mat görünmemesini sağlar.
- Dişlerinizi doğal temizleyin: Çileği ezin diş fırçanızın üzerine koyun diş etlerinize kompres yapın. Sonra dişlerinizi fırçalayın.
- Küçük yanıklar için: Temiz bir süngeri hafifçe ıslatın buzdolabınızın derin dondurucu bölümüne koyun. Yanmış yerin üzerine hafif hafif kompres yapın.
- Ağız kokusu için: Kahve çekirdeği çiğneyin.
- Arı, sivri sinek sokmalarına karşı: Kesme şekeri hafif ıslatın sokulan kısmın üzerine hafifçe bastırın zehiri alır ve kaşınmayı şişmeyi önler.
- Fermuarlar sıkışırsa: Kurşun kalemle fermuar dişlerinin üzerini karalayın.
- Gözlük camları: Gliserin ile silerseniz buğulanmadığını göreceksiniz.
- Ayakkabılarınız ayağınızı sıkıyorsa: Bir bardak saf alkolü ayakkabınızın içine dökün. İyice derisine yedirin ve giyin. Derisi ayağınıza göre açılacaktır.
- Cam sil ile deri ayakkabılarınızı silmeyi hiç denedinizmi
- Çicekleriniz için: Haşladığınız yumurtanın suyunu saksıya dökün.
- Gülleriniz boyunlarını bükerse: İlk önce sıcak suya sonra soğuk suya batırın.
- Saksı çiçekleriniz için: Sigara küllerini saksınıza koyarsanız yapraklardaki kurt böcek vs. yokedersiniz.
- Kapılarınızı vs. cila yaparken: Cila olmamasını istediğiniz yerlere vazelin sürün buralara cila taşarsa bile kuruyunca çok kolay çıkarabilirsiniz.
- Akü Başları oksitlenirse : Cola sürerseniz oksitlenmeyi önlersiniz
- İskambil kağıtlarını : Kolonya ile silip yumuşak bir bezle kurulayın.
- Fareleri kaçırmak için : Nane yağını bir karton parçasının üzerine sürün farelerin geldiği yere koyun.
- Boya fırçaları sertleşmiş ise : Kaynamış sirkeli suda bekletin yumuşadığını göreceksiniz.
- Elinize uhu yapıştırıcı bulaşırsa : Asetonla silin
- Mangal ızgaranızı temizlemek zordur : Ilıkken cam sille temizleyin veya ılıkken nemli gazete kağıdına sarın birmüddet sonra sertleşmis artıkların yumuşadığını göreceksiniz.
- Boya kokusunu gidermek için : İki büyük baş soğanı soyup ikiye bölün suyun içine atın bunuda kokulu odaya koyun.
- Cam kırıklarını : Temizlersiniz fakat kıymıkları göremessiniz bunuda temizlemek için ıslak pamuk imdadınıza yetişir.
- Ağzı dar şişe kavanoz temizlemek için : Biraz deterjan biraz su bir kasık pirinç çalkalayın
- Balıklı tava kokusu : Tavayı limonla bir güzel ovalayın ve yıkayın.
- Kesik Limonu nasıl saklarsınız : Küçük bir tabağa toz şeker serpin, kesik tarafı şekerin üzerine gelecek şekilde koyun iki hafta limon kurumadan saklanır.
- Ampülün üzerine biraz parfümünüzden sıkınız yakıldığında mis gibi kokar odanız.
- Patates haşlarken : Haşlama suyunun içine bir kaşık margarin koyun patateslerin vitaminlerini kaybetmemiş olursunuz.patatesler daha çabuk pişerler aynı zamanda.
- Karideslerin haşlanırken çıkarttığı pis kokulardan kurtulmak için: Karideslerin baş kısımlarını haşlamadan önce koparıp atın ve bir dilim limon ile kaynatın.
- Soyulmuş patateslerinkararmadan saklanabilmesi için: Saklanacak kabın içine su, bir tutam tuz koyun. Buzdolabında saklayın gerektiği zaman suyla yıkayıp kullanın.
- Pastaların daha gevrek olması için:(tatlı*tuzlu farketmez): Hamurun içine bir çay kaşığı tuz atın.
- Dereotonu saklamak için: Temiz bir havluya kaplayacak şekilde sarın, bu şekilde naylon torbaya koyup buzdolabına saklamaya bırakabilirsiniz.
- Tazeliği gitmiş pörsümüş yeşillikleri canlandırmak için: İki kaşık limon suyu karıştırılmış buzlu su dolu kabın içine koyun 1saat buz dolabında bekletin.
- Yeşil sebzelere renk veren, klorofil maddesidir. Pişirdiğinizde sebzelerin bu yeşil rengi daha az kaybetmeleri için, önce bol buzlu suda bekleterek, klorofilin sabitleşmesini sağlayın.
- Soğanları kızartmadan üzerlerine biraz un serperseniz, kavururken kararmazlar.
- Börek üzerinin kızarması için üzerine yumurta sürülür, evde yumurta kalmamışsa, biraz yoğurdu bir yemek kaşığı yağla karıştırıp sürün, güzel bir renk olduğunu göreceksiniz.
- Domates’in kabuklarını kolay soymak için, bıçağın sırtıyla domateslerin kabuklarını soyacağınız yönün tersine sürtün ve daha sonra soyun ya da domatesleri kaynar suda 1 dakika bekletin.
- Patlıcanların acısını almak için , patlıcanları soyduktan sonra tuzlu suda bir müddet bekletin. Sarı su çıktıktan sonra, patlıcanları sıkarak sudan alın.
- Yeşil salata ve marulun yapraklarını yıkadıktan sonra bıçakla keserek doğramak yerine, elinizle koparın. Böylece vitamin kaybını önlemiş olursunuz.
- Reçel yapacağınız meyvaları iyice yıkayıp kurulamalısınız. Karıştırırken mutlaka tahta kaşık kullanmalısınız. Şekerlenmeyi önlemek için limon tozu yerine, limon suyu kullanın. Kavanozlara koyduğunuzda iyice soğumadan ve üzerindeki hava kabarcıklarını kağıt havlu ile almadan kavonozun ağzını kapatmayın. Reçellerinizi serin ve karanlık yerde saklayın.
- Çikolata sosu hazırlarken içine koyacağınız bir tutam tuz, çikolata sosunun kokusunu daha da belirgin kılar. Çikolata sosun içine biraz kahve eklediğinizde, tadının çok değişik olduğunu göreceksiniz.
- Katı haşlanan yumurtaları kolayca soymak için, kaynar sudan çıkardıktan sonra hemen soğuk suya tutun ve bir süre soğuk suda bekletin. Su kabuğun gözeneklerinden girerek soymayı kolaylaştırır.
- Mantar sote pişirirken, tencerenin kapağını açık bırakırsanız, hem mantarların su koyuvermesini hem de kararmasını önlersiniz.
- Pişirip sakladığınız yumurtaları , çiğ yumurtalarla aynı yere koyuyorsanız, bunları ayırmanın en kolay yolu çiğ yumurtalar döndürdüğünüzde kolaylıkla dönmezken, pişmiş yumurtalar kendi ekseni etrafında rahatlıkla dönerler.
- Tavuk eti çabuk bozulan gıdalardandır. Son kullanıcı olan müşteriye ulaşıncaya kadar hijyenik ortamlarda saklanması bir zorunluluktur. Denetim altında kesildikten sonra bakteri üretimine yol açmaması için +40 C’ de saklanmalıdır. Tavuk eti müşteri tarafından satın alındıktan sonra buzdolabında en fazla 1 gün bekletilip tüketilmelidir. Derhal tüketilmeyecek ise, temizledikten sonra tavuk plastik folyoya sarılarak derin dondurucuda bekletilebilir. Bu şekilde dondurulmuş etler *180 C’ de 3 ay kadar saklanabilir. Ayrıca, tavuk eti tahta et tahtası üzerinde kesilmemelidir. Siyah etten farklı olarak mikro organizmalara karşı daha dayanıksız olan tavuk etinin mermer veya plastik üzerinde kesilmesi gerekir.
- Yoğurttan daha fazla yararlanmak için suyunun atılmaması gerekir. Yoğurdun tüm vitamin ve mineralleri bu suda bulunmaktadır. Ayrıca, bu su yemeklere ekşi bir tat kazandırmak istenildiğinde de kullanılabilir.
- Satın alınıp buzdolabında saklanan yeşil sebzeler bir süre sonra canlılıklarının yitirirler. Tekrar canlı hale getirmek için ise, yıkanıp 10*15 dk. kadar 2 litrelik suya katılmış 1 yemek kaşığı limon suyunda bekletilmesi yeterli olacaktır.
- Ekmeğiniz durup dururken dolabında küfleniyorsa, ekmek kutusunu 15 günde bir sirkeli suyla silmek yeterlidir.
- Zeytinyağ yerine susam yağı kullanın. Mayoneziniz daha uzun zaman bozulnadığını göraceksiniz.
- Balık çorbası yaparken: Suyunun daha lezzetli olması için balıkları en az 45-60 dakika kaynatın.Baş ve kuyruk kısımlarının en lezzetli yerleri olduğunu unutmayın.
- Karnabahar pişirirken eve yayılan kokudan kurtulmak için: pişirme suyuna bir parça tuz ve iki kaşık sirke ilave edip, suyun üzerinde köpük oluşumunu bekledikten sonra, içine sebzeleri atmayı deneyin. Evi saran kötü kokudan eser kalmadığını göreceksiniz.
- Mutfağınıza sinmiş kızartma kokusunu yok etmek için: ızgaranın üzerine defne yaprağı, ada çayı yaprağı ve kekik yaprağı koyun.
- Yemeğinizin içine şarap yerine koyabileceğiniz karışım: 1/3 üzüm sirkesi, 2/3 su, 1 küp şeker; bunları iyice karıştırın ve yemeğinizde kullanın. Sonuç mükemmel olacak.
- Sosislerin patlamasını önlemek için: fırın ya da ızgaraya koymadan önce soğuk süte batırmanız yeterli olacaktır. Meyvelerin arasına serpiştireceğiniz herhangi bir türden yapraklar onları uzun süre taze tutacaktır.
- Nane, adaçayı ve çekilmiş cevizin pek çok yemekte kullandığınız beşamel sosa çok hoş lezzet kattığını biliyor muydunuz ? Fakat bu aromalı otları, sos pişip ateşin söndürülmesine yakın tencerenin içine ilave etmeye dikkat edin.
- Bayat ekmeği ince ince dilimleyin üzerine az miktarda süt serpin ve kızgın yağda bir yüzünü kızartın. Ters çevirip üzerine domates ve taze kaşar peyniri koyun. Peynirler erimeye başlayınca üzerlerine kekik ve karabiber serpip sıcak sıcak servis yapın.
- Sıkılmadan önce bir süre soğuk suda bekletilen portakalların daha fazla verdiklerini biliyor muydunuz ?
- Et ya da balık yaptığınızda yemeğinizin suyunun daha lezzetli olmasını istiyorsanız birkaç damla 95ºC'lik alkol serpiştirin. Tadı damağınızda kalacak.
- Tavuk etinizin daha yumuşak, daha güzel kokulu ve daha lezzetli olması için pişirmeden önce tavuğu yarım limon ile iyice ovalayın ve sonra tavuğun üzerine ve içine rendelenmiş limon kabuğu koyun.
- Kış aylarında hepimizin vazgeçilmez içeceği C vitamini deposu portakal suyudur. Eğer portakalları sıkmadan önce yarım saat soğuk suda bekletirseniz sıktığınızda daha çok portakal suyu elde edersiniz.
- Sarımsakların daha çabuk ezilmesi için cam bir kavanozda ve buzdolabında saklamanız yeterli olacaktır.
- Patlıcan kabuklarını soyduktan sonra içine sirke ve çok az zeytinyağı konmuş suda bir süre haşlayın. Daha sonra istediğiniz küçüklükte dilimleyin ve pilav yaparken içine karıştırın. Göreceksiniz pilavınız çok leziz olacak.
- Fırınınıza sinmiş kötü yemek kokularını temizleyip yerine güzel kokular bıraksın diye satın aldığımız o pahalı ürünler istediğiniz gibi ferah bir koku bırakmıyorsa, size daha pratik ve ucuz bir önerimiz var. Yemek yapmadan önce fırınınızın ortasına yarısı sirke yarısı su ile doldurulmuş bir tava koyun. Fırınınızı birkaç dakika için ısıtın. Daha sonra soğumaya bırakın. Fırınınız umduğunuzdan da güzel kokacak.
- Eskilerin yöntemleri her zaman en iyi, en doğrudur. Bisküvilerin ve kurabiyelerin taze kalması için, teneke bir kaba koyun ve yanına bir avuç pirinç bırakın; bayatlama sorunu ortadan kalkacaktır.
- Elmanın faydaları bitmez. Lahana yemeği yaptıktan sonra evinize sinen ve pencereleri açsanız da çıkarmayı başaramadığınız lahana kokusundan kurtulmak artık çok kolay. Bir elmanın kabuğunu soyup lahanın pişme suyuna ekleyin. Hem koku çabucak yok olacak, hem de lahanın hazmı daha kolay olacak.
15 Mayıs 2009 Cuma
Domuz Gribi
Johnson Diversey tarafından hazırlanmış bir bilgi düştü maillerime, paylaşmak isterim.
Domuz Gribi Nedir?
Domuz Gribi, A tipi influenza (grip) virüsü ile oluşan ve aslında domuzlar arasında salgın yapan bir hastalıktır. Đnsanlara pek bulaşmamakla birlikte, domuz, kuş ve insan gribi virüslerinin oluşturduğu mutasyon, bu hastalığın insanlar arasında da yayılmasına yol açabilmektedir. Nitekim A/H1N1 tipi virüs, Mart ayı sonundan bu yana Meksika ve ABD’nin güneyinde yaygın olarak görülmüş ve bu hastalığa bağlı olarak çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir.
Hastalığın Belirtileri
Domuz Gribi’nin belirtileri, normal insan gribi ile aynıdır. Titreme ile başlayan yüksek ateş, ileri derecede halsizlik, boğaz ağrısı, öksürük, şiddetli baş ve vücut ağrısı karakteristik belirtiler arasındadır. Bazı kişilerde kusma ve ishal de olabilir. Hastalık zatürre ve buna bağlı solunum yetmezliği ile hayatı tehdit edebilmektedir.
Nasıl Bulaşır?
Influenza A (H1N1) virüsünün sebep olduğu Domuz Gribi, mevsimsel insan gribi ile aynı bulaşma yollarına sahiptir. Hasta kişilerin aksırık ve öksürük ile çevreye saçtığı virüsler, hastalığın hızla yayılmasına yol açar. Hasta kişilerin aksırma, öksürme, burun silme gibi eylemler sırasında ellerine bulaşan virüsler, kapı kolu, elektrik düğmesi gibi herkesin kullandığı nesnelere temas ve el sıkışma ile sağlıklı kişilerin ellerine ve daha sonra ağız, burun ya da göze temasla vücuda girerek hastalığın başlamasına yol açar.
Hastalık, Ne Kadar Süreyle Bulaştırılabilir ?
Virüs bulaşmış kişiler, henüz hastalık belirtileri göstermeden 1 gün öncesinden ve hastalandıktan itibaren de 7 gün süreyle hastalığı bulaştırabilmektedir. Bu nedenle, henüz sağlıklı görünen kişilerden bile hastalık unutmamak gerek.
Nasıl Korunulur?
En önemli korunma yolu hasta olduğu bilinen kişilerden uzak durmak ve sık sık el yıkamaktır. Kapalı, havasız ve çok kişinin bulunduğu ortamlar bu açıdan risklidir. Hastalığın salgın yaptığı hallerde maske ile ağız ve burunun kapatılması da yararlıdır. Ayrıca, genel sağlık kurallarına dikkat etmek, yeterli uyumak, aşırı yorgunluklardan kaçınmak, temiz havada hafif sporlar yapmak, bol sıvı almak, taze sebze ve meyve yemek de etkili önlemler arasındadır.
İlacı Var Mı?
Evet. Kuş Gribi salgınında da gündeme gelen ve etkin maddesi oseltamivir ve zanamivir
olan antiviral ilaçlar hastalığın başlangıcında kullanıldığında tedavi edebildiği gibi, bulaşma
halinde koruyucu olarak da işlev görmektedir. Bu ilaçlar, vücudun savunma mekanizmasını güçlendirdiği için hastalığın ilk 2 günü içinde kullanılmış olması önem taşımaktadır.
Çocuklar Daha Çok Bulaştırabilir!
Hasta kişiler 7 gün süreyle virüsü başkalarına bulaştırabilirler. Ancak çocukların, özellikle küçük çocukların bünyesinde virüs çok daha uzun yaşayabildiğinden bu
süre iki haftaya kadar uzayabilir. Çocuklar oyun sırasında ya da okullarda hastalığı birbirlerine çok daha kolay bulaştırabilir.
Domuz Eti Yemek ile Domuz Gribi Bulaşır Mı?
Virüs gıdalarla bulaşmıyor. Domuz eti yemenin bulaşmada bir etkisi yok. Ayrıca, domuz eti yememek de koruyucu bir avantaj yaratmıyor.
Virüsler Vücut Dışında Yaşayabiliyor Mu?
Virüslerin vücut dışında da 2 saat civarında canlı kalabildikleri biliniyor. Virüsler, aksırma ya da öksürme sırasında saçılarak doğrudan ya da hasta kişilerin elleri aracılığıyla masa, telefon ahizesi, kapı kolu, elektrik düğmesi gibi yüzeylere dokunmasıyla bulaşır. Ve burada 2 saat civarında canlı kalabilir. Bu yüzeylere temas ettikten sonra eller yıkanmadan, ağız, burun ya da gözle temas ettiğinde virüs bulaşabilir. Ellerin bol sabunla ve tercihen sıcak su ile 15-20 saniyeden az
olmayacak süre yıkanması, yıkama olanağının olmadığı dezenfektanları veya alkol bazlı diğer dezenfektanlarla dezenfekte edilmesi gerekir.
Hastalığı Bulaştırmamak İçin Ne Yapmalı?
Çevrede grip belirtileri varken, kendisinde de yüksek ateş, baş ve vücut ağrısı, boğaz ağrısı, burun akıntısı, bulantı, ishal gibi grip belirtileri gören kişiler, hemen bir doktora başvurmalı; grip araştırması ve gerekirse tedavi yaptırmalıdır. Hastalık belirtileri varsa, başkalarıyla temastan olabildiğince uzak durulmalı ve mümkün olduğu kadar istirahat edilmelidir.
Aşağıdaki belirtileri gösteren kişiler hemen bir acil servise başvurmalıdır:
Çocuklardaki Belirtiler
1. Nefes darlığı ya da çok hızlı nefes
2. Morarma
3. Yeterli sıvı alamama
4. Uyandırılamama, ya da aşırı dalgınlık
5. Aşırı hırçınlık
6. Döküntüyle birlikte aşırı ateş
7. İyileşti derken ateşin tekrar çok yükselmesi
Yetişkinlerdeki Belirtiler
1. Nefes darlığı veya nefes yetmezliği
2. Göğüs ya da karında ağrı, basınç hissi
3. Şuur bulanıklığı
4. Aşırı ve devam eden kusma
Domuz Gribi Salgını Ne Kadar Tehlikeli?
Domuz Gribi, insanlık tarihinin en yoğun ölüme sebep olan hastalığı olarak bilinen İspanyol Gribi salgını kadar tehlikeli gözükmüyor. Ancak buna rağmen hastalığa yakalananlarda ölüm oranı %10 civarındadır. Bu salgın Kuş Gribi hastalığından daha önemlidir; çünkü Kuş Gribi, kanatlılardan insanlara bulaştığı için tehlike daha azdır. Oysa, Domuz Gribi insandan insana da bulaşabildiği için çok hızlı bir şekilde yayılabilir. Virüs bulaşmış olmasına rağmen henüz hasta olmayanların da hastalığı bulaştırabilmesi salgın olasılığını arttıran bir faktördür.
Türkiye’de Durum Ne?
Henüz Türkiye’den bildirilmiş bir vaka bulunmamaktadır. Ancak Avrupa ve Ortadoğu’da vakalar görüldüğüne göre, Türkiye’nin de geçiş bölgesi olması nedeniyle vakaların ortaya çıkmaması için bir neden yoktur. Bu nedenle yoğun önlem almakta gecikmemek gerekir.
Kaynak tarihi: 28 Nisan 2009
******************************************************************************
Diğer bir bilgi de;
Domuz Gribi Virüsünün görüldüğü ülkeler aşağıdaki harita üzerinde gösterilmektedir. Lütfen aşağıdaki internet sitelerinden güncel bilgileri kontrol ediniz:
Domuz Gribi Nedir?
Domuz Gribi, A tipi influenza (grip) virüsü ile oluşan ve aslında domuzlar arasında salgın yapan bir hastalıktır. Đnsanlara pek bulaşmamakla birlikte, domuz, kuş ve insan gribi virüslerinin oluşturduğu mutasyon, bu hastalığın insanlar arasında da yayılmasına yol açabilmektedir. Nitekim A/H1N1 tipi virüs, Mart ayı sonundan bu yana Meksika ve ABD’nin güneyinde yaygın olarak görülmüş ve bu hastalığa bağlı olarak çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir.
Hastalığın Belirtileri
Domuz Gribi’nin belirtileri, normal insan gribi ile aynıdır. Titreme ile başlayan yüksek ateş, ileri derecede halsizlik, boğaz ağrısı, öksürük, şiddetli baş ve vücut ağrısı karakteristik belirtiler arasındadır. Bazı kişilerde kusma ve ishal de olabilir. Hastalık zatürre ve buna bağlı solunum yetmezliği ile hayatı tehdit edebilmektedir.
Nasıl Bulaşır?
Influenza A (H1N1) virüsünün sebep olduğu Domuz Gribi, mevsimsel insan gribi ile aynı bulaşma yollarına sahiptir. Hasta kişilerin aksırık ve öksürük ile çevreye saçtığı virüsler, hastalığın hızla yayılmasına yol açar. Hasta kişilerin aksırma, öksürme, burun silme gibi eylemler sırasında ellerine bulaşan virüsler, kapı kolu, elektrik düğmesi gibi herkesin kullandığı nesnelere temas ve el sıkışma ile sağlıklı kişilerin ellerine ve daha sonra ağız, burun ya da göze temasla vücuda girerek hastalığın başlamasına yol açar.
Hastalık, Ne Kadar Süreyle Bulaştırılabilir ?
Virüs bulaşmış kişiler, henüz hastalık belirtileri göstermeden 1 gün öncesinden ve hastalandıktan itibaren de 7 gün süreyle hastalığı bulaştırabilmektedir. Bu nedenle, henüz sağlıklı görünen kişilerden bile hastalık unutmamak gerek.
Nasıl Korunulur?
En önemli korunma yolu hasta olduğu bilinen kişilerden uzak durmak ve sık sık el yıkamaktır. Kapalı, havasız ve çok kişinin bulunduğu ortamlar bu açıdan risklidir. Hastalığın salgın yaptığı hallerde maske ile ağız ve burunun kapatılması da yararlıdır. Ayrıca, genel sağlık kurallarına dikkat etmek, yeterli uyumak, aşırı yorgunluklardan kaçınmak, temiz havada hafif sporlar yapmak, bol sıvı almak, taze sebze ve meyve yemek de etkili önlemler arasındadır.
İlacı Var Mı?
Evet. Kuş Gribi salgınında da gündeme gelen ve etkin maddesi oseltamivir ve zanamivir
olan antiviral ilaçlar hastalığın başlangıcında kullanıldığında tedavi edebildiği gibi, bulaşma
halinde koruyucu olarak da işlev görmektedir. Bu ilaçlar, vücudun savunma mekanizmasını güçlendirdiği için hastalığın ilk 2 günü içinde kullanılmış olması önem taşımaktadır.
Çocuklar Daha Çok Bulaştırabilir!
Hasta kişiler 7 gün süreyle virüsü başkalarına bulaştırabilirler. Ancak çocukların, özellikle küçük çocukların bünyesinde virüs çok daha uzun yaşayabildiğinden bu
süre iki haftaya kadar uzayabilir. Çocuklar oyun sırasında ya da okullarda hastalığı birbirlerine çok daha kolay bulaştırabilir.
Domuz Eti Yemek ile Domuz Gribi Bulaşır Mı?
Virüs gıdalarla bulaşmıyor. Domuz eti yemenin bulaşmada bir etkisi yok. Ayrıca, domuz eti yememek de koruyucu bir avantaj yaratmıyor.
Virüsler Vücut Dışında Yaşayabiliyor Mu?
Virüslerin vücut dışında da 2 saat civarında canlı kalabildikleri biliniyor. Virüsler, aksırma ya da öksürme sırasında saçılarak doğrudan ya da hasta kişilerin elleri aracılığıyla masa, telefon ahizesi, kapı kolu, elektrik düğmesi gibi yüzeylere dokunmasıyla bulaşır. Ve burada 2 saat civarında canlı kalabilir. Bu yüzeylere temas ettikten sonra eller yıkanmadan, ağız, burun ya da gözle temas ettiğinde virüs bulaşabilir. Ellerin bol sabunla ve tercihen sıcak su ile 15-20 saniyeden az
olmayacak süre yıkanması, yıkama olanağının olmadığı dezenfektanları veya alkol bazlı diğer dezenfektanlarla dezenfekte edilmesi gerekir.
Hastalığı Bulaştırmamak İçin Ne Yapmalı?
- Hasta kişilerin başkalarıyla teması önlenmeli.
- Öğrenciler okula, çalışanlar işe gitmemeli.
- Aksırma ya da öksürme sırasında ağız ve burun mendille kapatılmalı ve mendil çöpe atılmalı; mendil kullanılamadığı durumlarda ağız ve burun elle kapatılmalı, sonrasında eller sabunla yıkanmalı.
- İyice iyileşinceye kadar başkalarıyla öpüşmekten hatta el sıkmaktan kaçınılmalı.
- Hastalık hafife alınmamalı; bir kişide hafif geçen hastalığın bir diğer kişide ölümcül bir etki yapabileceği unutulmamalı.
Çevrede grip belirtileri varken, kendisinde de yüksek ateş, baş ve vücut ağrısı, boğaz ağrısı, burun akıntısı, bulantı, ishal gibi grip belirtileri gören kişiler, hemen bir doktora başvurmalı; grip araştırması ve gerekirse tedavi yaptırmalıdır. Hastalık belirtileri varsa, başkalarıyla temastan olabildiğince uzak durulmalı ve mümkün olduğu kadar istirahat edilmelidir.
Aşağıdaki belirtileri gösteren kişiler hemen bir acil servise başvurmalıdır:
Çocuklardaki Belirtiler
1. Nefes darlığı ya da çok hızlı nefes
2. Morarma
3. Yeterli sıvı alamama
4. Uyandırılamama, ya da aşırı dalgınlık
5. Aşırı hırçınlık
6. Döküntüyle birlikte aşırı ateş
7. İyileşti derken ateşin tekrar çok yükselmesi
Yetişkinlerdeki Belirtiler
1. Nefes darlığı veya nefes yetmezliği
2. Göğüs ya da karında ağrı, basınç hissi
3. Şuur bulanıklığı
4. Aşırı ve devam eden kusma
Domuz Gribi Salgını Ne Kadar Tehlikeli?
Domuz Gribi, insanlık tarihinin en yoğun ölüme sebep olan hastalığı olarak bilinen İspanyol Gribi salgını kadar tehlikeli gözükmüyor. Ancak buna rağmen hastalığa yakalananlarda ölüm oranı %10 civarındadır. Bu salgın Kuş Gribi hastalığından daha önemlidir; çünkü Kuş Gribi, kanatlılardan insanlara bulaştığı için tehlike daha azdır. Oysa, Domuz Gribi insandan insana da bulaşabildiği için çok hızlı bir şekilde yayılabilir. Virüs bulaşmış olmasına rağmen henüz hasta olmayanların da hastalığı bulaştırabilmesi salgın olasılığını arttıran bir faktördür.
Türkiye’de Durum Ne?
Henüz Türkiye’den bildirilmiş bir vaka bulunmamaktadır. Ancak Avrupa ve Ortadoğu’da vakalar görüldüğüne göre, Türkiye’nin de geçiş bölgesi olması nedeniyle vakaların ortaya çıkmaması için bir neden yoktur. Bu nedenle yoğun önlem almakta gecikmemek gerekir.
Kaynak tarihi: 28 Nisan 2009
******************************************************************************
Diğer bir bilgi de;
Domuz Gribi Virüsünün görüldüğü ülkeler aşağıdaki harita üzerinde gösterilmektedir. Lütfen aşağıdaki internet sitelerinden güncel bilgileri kontrol ediniz:
4 Mayıs 2009 Pazartesi
Bebeklerin sinsi düşmanı: Müzik klipleri
Kısaca "Gelişim bozukluğu" diye tanımlanan ve son yıllarda tüm dünyada tam altı kat arttığı belirlenen otizm, uzmanlarca büyüteç altına alındı. Ve otizmin izini süren tıp dünyası, şaşırtıcı bir bulguya ulaştı. "Klip Sendromu" adı verilen bu sendrom yüzünden tüm bebekler tehdit altında. Pek çoğumuz minik bebeklerimizi oyalansın diye televizyon karşısına oturtur, hatta televizyona gösterdikleri ilgiyi büyük bir sevinçle karşılarız.
Bu arada kendimizce önlemler alır abuk subuk görüntülerle karşı karşıya kalmalarını önlemek için genellikle de müzik kanallarını açarız. Ama anlaşılan o ki; biz bebeğimizin ilgisini müziğe olan kabiliyeti ve yatkınlığıyla özdeşleştirirken, o izlediği her kliple biraz daha içine kapanıyor, biraz daha yaşamdan kopuyor. Minicik beyni, başa çıkamayacağı sınırsız karanlıklara boğuluyor.
TELEVİZYONDAKİ TEHLİKE
Marmara Üniversitesi Odyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ferda Aktaş izledikleri müzik klipleri nedeniyle "Otizm" le karşı karşıya kalan bebek sayısının her geçen gün biraz daha arttığına dikkat çekerek, "Aileler çocuklarında konuşma gecikmesi, dalgınlık ve konsantrasyon bozukluğu şikayetleri ile başvuruyor. Bu çocukların ortak özellikleri özellikle 0-2 yaş arasında sürekli müzik klibi seyretmeleri. Hastalık, televizyon kesinlikle yasaklanıp özel eğitim programları uygulanarak, dört yaşına kadar önlem alınırsa önlenebiliyor. Ancak dört yaşından sonra tedavisi mümkün değil" diyor. Kliplerin çocuk beyni üzerinde bu denli zararlı olduğu fikrini ortaya atınca Prof. Dr. Ferda Aktaş da bir hayli tepki görmüs. Ancak uluslararası kongrelerde de sunduğu tebliglerle sendrom konusunda sadece aileleri değil meslektaşlarını da uyarıyor.
Konuşmanın öğrenilmiş bir davranış olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ferda Aktaş, "Aileler nedense konuşmanın otomatik olarak öğrenildiğini zannediyorlar. Doğal ortamda çocukların dudak şekilleri, ses ve cümleler arasında bağlantı kurması gerekli. Ancak televizyon çocukların öğrenmesini engelliyor. Çünkü göz bağlantısı kuramayan çocuklar dudak hareketleri ile sesi birleştiremiyor. Televizyon sesi yüksek olan bir ortamda da çocuklar anne ve babalarının sesi yerine televizyon sesini algılar bu da onların beyin yapısının karışmasına neden olur. Çünkü dudak şekilleriyle çıkan ses arasında bağlantı kuramazlar" diye konuşuyor.
YOKSA DUYMUYOR MU?
"Klip sendromu" teşhisi konulan hastalardan biri henüz yirmi dört aylık olan minik Berkan. Geçtiğimiz aya kadar ailesi Berkan'in ağzından anlamlı tek bir cümle dahi duyamamış. Berkan kendi adına bile tepki vermiyormus. Anne Meltem Kadıoğlu, "Önce işitme problemi olduğunu düsünüyorduk. Ancak televizyonda müzik klipleri olduğu zaman kendisini olduğu gibi o yöne sabitliyordu. Nerede olursa olsun televizyona yönelip sanki büyülenmiş gibi duruyordu. Çalıştığımız için bakıcı ile kalıyordu. Bakıcısı onu oyalamak için bütün gün klip seyrettiriyordu. Açıkçası ben de bunda bir sakınca görmüyordum çünkü ben de ev işleriyle uğraşırken zaman zaman aynı şeyi yapıyordum" diyor.
İLK SORUNUN YANITI EVET
Trabzon'da yaşayan Kadıoğlu Ailesi oğullarının bir türlü konuşmadığını fark edince soluğu İstanbul'da, Marmara Üniversitesi Hastanesi'nde almış. "Şikayetimizi söyler söylemez Berkan'ın çok klip izleyip izlemediğini sordular" diyor Meltem Kadıoğlu. Genç kadından aldıkları, "Evet" yanıtının ardından ayrıntılı bir incelemeye girişen doktorlar sonunda teşhisi koymuşlar. "Klip Sendromu" Teşhisin ardından evde televizyon açmadıklarını ve Bertan'la sürekli önün anlayabileceği şekilde konuşmaya çalıştıklarını anlatan Kadıoğlu, "Ona dokunmamıza, öpmemize bile izin vermezdi. Bir ayda çok şey değişti. İsmini öğrendi. Televizyon kapalı olduğu için ara sıra huzursuzlanıyor ama hemen dikkatini başka şeylere yöneltmeye çalışıyoruz" diye anlatıyor zorlu tedavi sürecini.
BANA İNANMIYORLAR
Rüzgar'da aynı sendromun kurbanı. Ailesi Rüzgar üç yaşındayken, yani beş yıl önce fark etmiş oğullarındaki garipliği. Teşhis konulduktan sonra da iki yıl boyunca evlerine hiç televizyon sokmamışlar. Anne Siral Demiral, "Aynen bir bağımlıya zararlı bir maddeyi bıraktirir gibi davrandık" diyor. Çocuklarının rehabilitasyon döneminde bir kreş bulamamaktan o kadar bunalmışlar ki, otistik çocuklar için bir kreş açmışlar. Bu arada aile içi bir sarsıntı da atlatmışlar. Eşi Haluk Göçener'le o günlerde boşanmış. Ama Rüzgar'ın eğitimi için birarada olmayı başarmışlar. Rüzgar şimdi sekiz yaşında. Aldığı eğitimin ardından iç dünyasındaki karanlığı aşmış hiperaktif bir yapıya bürünmüş. Ancak ara sıra öfke nöbetlerine kapılıyor, bazen saldırganlaşıyor. Hâlâ okula gidemiyor, okuma yazmayı özel eğitimle öğreniyor. Siral Demiral, "Bütün yakınlarıma söylüyorum. Çocuklarına klip seyrettirmeyin."
NİNNİYİ KENDİN SÖYLE
Doktorlara göre, teşhis konulan çocukları hastalığın etkisinden kurtarmak için yoğun çaba gerekiyor. Çünkü etkilenen beyinlerde hastalık çoğu zaman yerleşiyor. Doktorlar bu hastalığın teşhisini koyduktan hemen sonra televizyonu kesinlikle yasaklıyorlar. Çocuğun uyurken bile müzik dinlemesini istemiyorlar. Ailelere mümkün olduğu kadar çocukla, onun anlayabileceği ses tonu ile konuşmalarını tavsiye ediyorlar. Bu arada çocuklarla şefkat yüklü fiziksel temas da önemli. En önemli şeylerden biri de minik bebeklere ninni söylemek. Uzmanlar, "Radyoda ya da teypte çalmayın siz söyleyin" diyorlar.
Onlar zamanında fark etti .
Şiral Demiral ve Haluk Göçener oğulları Rüzgar'daki belirtileri erken fark etmiş. Şimdi tüm ebeveynlere uyarıp. "Hastalığın belirtilerini gözardı etmeyin" diyorlar. İşte adım adım otizme giden süreç; "Kendi dünyasındadır. Kendisi ilişki başlatmaz. İstediği şeylere ulaşmak için ilişkiye girer, insanları obje olarak gösterir, parmağı ile işaret edemez. Göz teması kuramaz, yüz ifadesi ciddidir. Dönük ya da hüzünlü bakar. Jest ve mimikleri kullanarak sevimli olmaya çalışmaz. Bay bay yapmaz. Oyuncağını vermez. Yaşıtlarından uzak durur. Öpmek ve öpülmekten hoşlanmaz"
Kliplere uyarı konulsun
Marmara Üniversitesi Odyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ferda Aktaş klip sendromu nedeniyle RTÜK'e başvurdu ve klip gösterimlerinde, "0-2 yaş arasındaki çocukların izlemesi sakıncalidir" uyarısının yer almasını istedi. Aktaş'in verdiği bilgiye göre bebeklerin davranışlarının dikkatli izlenmesi hastalığın tanımını kolaylaştırıyor. Ve Aktaş klip sendromunun belirtilerini söyle sıralıyor;
Prof. Dr. Ferda Aktaş, klip sendromu ile karşı karşıya kalan çocuklarda dört yaşından sonra tedavinin mümkün olmadığını söylüyor. Klip izlerken adeta büyüleniyorlar. Bol hareket içeren müzik kliplerinin dünyayı yeni yeni tanımaya çalışan minik gözler tarafından sürekli izlenmesi, beyinlerinde kimi zaman tedavisi mümkün olmayan hasarlara neden oluyor. "Klip sendromu" bulgularını taşıyan çocukların geçmiş hikayeleri "sürekli müzik klibi izlenmesi"ni içeriyor. Tv'de ardı ardına yayına sokulan klipleri izleyen çocuklar çevresiyle ilişkisini kesiyor, aile içi iletişimini en aza indirgiyor.
Bu arada kendimizce önlemler alır abuk subuk görüntülerle karşı karşıya kalmalarını önlemek için genellikle de müzik kanallarını açarız. Ama anlaşılan o ki; biz bebeğimizin ilgisini müziğe olan kabiliyeti ve yatkınlığıyla özdeşleştirirken, o izlediği her kliple biraz daha içine kapanıyor, biraz daha yaşamdan kopuyor. Minicik beyni, başa çıkamayacağı sınırsız karanlıklara boğuluyor.
TELEVİZYONDAKİ TEHLİKE
Marmara Üniversitesi Odyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ferda Aktaş izledikleri müzik klipleri nedeniyle "Otizm" le karşı karşıya kalan bebek sayısının her geçen gün biraz daha arttığına dikkat çekerek, "Aileler çocuklarında konuşma gecikmesi, dalgınlık ve konsantrasyon bozukluğu şikayetleri ile başvuruyor. Bu çocukların ortak özellikleri özellikle 0-2 yaş arasında sürekli müzik klibi seyretmeleri. Hastalık, televizyon kesinlikle yasaklanıp özel eğitim programları uygulanarak, dört yaşına kadar önlem alınırsa önlenebiliyor. Ancak dört yaşından sonra tedavisi mümkün değil" diyor. Kliplerin çocuk beyni üzerinde bu denli zararlı olduğu fikrini ortaya atınca Prof. Dr. Ferda Aktaş da bir hayli tepki görmüs. Ancak uluslararası kongrelerde de sunduğu tebliglerle sendrom konusunda sadece aileleri değil meslektaşlarını da uyarıyor.
Konuşmanın öğrenilmiş bir davranış olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ferda Aktaş, "Aileler nedense konuşmanın otomatik olarak öğrenildiğini zannediyorlar. Doğal ortamda çocukların dudak şekilleri, ses ve cümleler arasında bağlantı kurması gerekli. Ancak televizyon çocukların öğrenmesini engelliyor. Çünkü göz bağlantısı kuramayan çocuklar dudak hareketleri ile sesi birleştiremiyor. Televizyon sesi yüksek olan bir ortamda da çocuklar anne ve babalarının sesi yerine televizyon sesini algılar bu da onların beyin yapısının karışmasına neden olur. Çünkü dudak şekilleriyle çıkan ses arasında bağlantı kuramazlar" diye konuşuyor.
YOKSA DUYMUYOR MU?
"Klip sendromu" teşhisi konulan hastalardan biri henüz yirmi dört aylık olan minik Berkan. Geçtiğimiz aya kadar ailesi Berkan'in ağzından anlamlı tek bir cümle dahi duyamamış. Berkan kendi adına bile tepki vermiyormus. Anne Meltem Kadıoğlu, "Önce işitme problemi olduğunu düsünüyorduk. Ancak televizyonda müzik klipleri olduğu zaman kendisini olduğu gibi o yöne sabitliyordu. Nerede olursa olsun televizyona yönelip sanki büyülenmiş gibi duruyordu. Çalıştığımız için bakıcı ile kalıyordu. Bakıcısı onu oyalamak için bütün gün klip seyrettiriyordu. Açıkçası ben de bunda bir sakınca görmüyordum çünkü ben de ev işleriyle uğraşırken zaman zaman aynı şeyi yapıyordum" diyor.
İLK SORUNUN YANITI EVET
Trabzon'da yaşayan Kadıoğlu Ailesi oğullarının bir türlü konuşmadığını fark edince soluğu İstanbul'da, Marmara Üniversitesi Hastanesi'nde almış. "Şikayetimizi söyler söylemez Berkan'ın çok klip izleyip izlemediğini sordular" diyor Meltem Kadıoğlu. Genç kadından aldıkları, "Evet" yanıtının ardından ayrıntılı bir incelemeye girişen doktorlar sonunda teşhisi koymuşlar. "Klip Sendromu" Teşhisin ardından evde televizyon açmadıklarını ve Bertan'la sürekli önün anlayabileceği şekilde konuşmaya çalıştıklarını anlatan Kadıoğlu, "Ona dokunmamıza, öpmemize bile izin vermezdi. Bir ayda çok şey değişti. İsmini öğrendi. Televizyon kapalı olduğu için ara sıra huzursuzlanıyor ama hemen dikkatini başka şeylere yöneltmeye çalışıyoruz" diye anlatıyor zorlu tedavi sürecini.
BANA İNANMIYORLAR
Rüzgar'da aynı sendromun kurbanı. Ailesi Rüzgar üç yaşındayken, yani beş yıl önce fark etmiş oğullarındaki garipliği. Teşhis konulduktan sonra da iki yıl boyunca evlerine hiç televizyon sokmamışlar. Anne Siral Demiral, "Aynen bir bağımlıya zararlı bir maddeyi bıraktirir gibi davrandık" diyor. Çocuklarının rehabilitasyon döneminde bir kreş bulamamaktan o kadar bunalmışlar ki, otistik çocuklar için bir kreş açmışlar. Bu arada aile içi bir sarsıntı da atlatmışlar. Eşi Haluk Göçener'le o günlerde boşanmış. Ama Rüzgar'ın eğitimi için birarada olmayı başarmışlar. Rüzgar şimdi sekiz yaşında. Aldığı eğitimin ardından iç dünyasındaki karanlığı aşmış hiperaktif bir yapıya bürünmüş. Ancak ara sıra öfke nöbetlerine kapılıyor, bazen saldırganlaşıyor. Hâlâ okula gidemiyor, okuma yazmayı özel eğitimle öğreniyor. Siral Demiral, "Bütün yakınlarıma söylüyorum. Çocuklarına klip seyrettirmeyin."
NİNNİYİ KENDİN SÖYLE
Doktorlara göre, teşhis konulan çocukları hastalığın etkisinden kurtarmak için yoğun çaba gerekiyor. Çünkü etkilenen beyinlerde hastalık çoğu zaman yerleşiyor. Doktorlar bu hastalığın teşhisini koyduktan hemen sonra televizyonu kesinlikle yasaklıyorlar. Çocuğun uyurken bile müzik dinlemesini istemiyorlar. Ailelere mümkün olduğu kadar çocukla, onun anlayabileceği ses tonu ile konuşmalarını tavsiye ediyorlar. Bu arada çocuklarla şefkat yüklü fiziksel temas da önemli. En önemli şeylerden biri de minik bebeklere ninni söylemek. Uzmanlar, "Radyoda ya da teypte çalmayın siz söyleyin" diyorlar.
Onlar zamanında fark etti .
Şiral Demiral ve Haluk Göçener oğulları Rüzgar'daki belirtileri erken fark etmiş. Şimdi tüm ebeveynlere uyarıp. "Hastalığın belirtilerini gözardı etmeyin" diyorlar. İşte adım adım otizme giden süreç; "Kendi dünyasındadır. Kendisi ilişki başlatmaz. İstediği şeylere ulaşmak için ilişkiye girer, insanları obje olarak gösterir, parmağı ile işaret edemez. Göz teması kuramaz, yüz ifadesi ciddidir. Dönük ya da hüzünlü bakar. Jest ve mimikleri kullanarak sevimli olmaya çalışmaz. Bay bay yapmaz. Oyuncağını vermez. Yaşıtlarından uzak durur. Öpmek ve öpülmekten hoşlanmaz"
Kliplere uyarı konulsun
Marmara Üniversitesi Odyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ferda Aktaş klip sendromu nedeniyle RTÜK'e başvurdu ve klip gösterimlerinde, "0-2 yaş arasındaki çocukların izlemesi sakıncalidir" uyarısının yer almasını istedi. Aktaş'in verdiği bilgiye göre bebeklerin davranışlarının dikkatli izlenmesi hastalığın tanımını kolaylaştırıyor. Ve Aktaş klip sendromunun belirtilerini söyle sıralıyor;
- Oyuncaklarla konuşur gibi sesler çıkarmaz (7 ay)
- Anlamlı isimlendirmeleri yoktur (10 ay)
- "Annene götür" gibi basit emirleri anlayıp yerine getirmez (18 ay)
- Üç kelimeli cümle kuramaz (2 yaş)
- Karşısındakilerle isim ve cinsiyet tayin ederek konuşmaz (3 yaş)
- Jest ve mimiklerini kullanmaz.
- Evet, hayır, nasıl kelimelerini kullanamaz, zamir şeçimi bozuktur
- Monoton, duyduğunu tekrarlayarak (anında ya da bir zaman sonra konuşur)
- Kendine özel kelimeleri ya da konuşma tarzı (son heceleri söylememe gibi) vardır.
- Oyuncaklar ve objelerle ağzına alarak, elinde oynayarak, yere düsürerek ya da bir yere vurarak ilgilenir.
- Dönen eşyaları, çamaşır makinesini seyreder.
- Elinde ip veya benzeri bir şeyi sürekli sallayabilir.
- Kağıtlara, gazetelere, kitaplara özel bir ilgisi vardır, düzgün tutar.
Prof. Dr. Ferda Aktaş, klip sendromu ile karşı karşıya kalan çocuklarda dört yaşından sonra tedavinin mümkün olmadığını söylüyor. Klip izlerken adeta büyüleniyorlar. Bol hareket içeren müzik kliplerinin dünyayı yeni yeni tanımaya çalışan minik gözler tarafından sürekli izlenmesi, beyinlerinde kimi zaman tedavisi mümkün olmayan hasarlara neden oluyor. "Klip sendromu" bulgularını taşıyan çocukların geçmiş hikayeleri "sürekli müzik klibi izlenmesi"ni içeriyor. Tv'de ardı ardına yayına sokulan klipleri izleyen çocuklar çevresiyle ilişkisini kesiyor, aile içi iletişimini en aza indirgiyor.
14 Nisan 2009 Salı
Deprem ve Hayat Üçgeni
Deprem hakkinda çok önemli bir bilgidir!
******************************************************************
Adım Doug Copp. Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi Amerikan Uluslararası Kurtarma Ekibinin Kurtarma şefi ve afet olayları müdürüyüm. Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır. 875 yıkılmış binaya sürünerek girdim, 60 ülkeden kurtarma ekipleriyle çalıştım, birçok ülkede kurtarma ekipleri oluşturdum ve çok sayıda ülkede birçok kurtarma ekibinin üyesiyim.
2 Yıl boyunca birleşmiş milletler felaket "azaltma" uzmanıydım. 1985'ten beri aynı anda gerçekleşenler hariç dünyadaki bütün büyük felaketlerde çalıştım. 1996'da benim hayatta kalma metodumun geçerliliğini ortaya koyan bir film yaptık. Türk hükümeti, İstanbul belediyesi, İstanbul üniversitesi, Case yapımcılık, ve ARTI bu pratik ve bilimsel testin filme alınmasında işbirliği yaptılar. İçinde 20 maket (mannequis) olan bir okulu ve evi yıktık. 10 maket "çömel ve korun" metodunu uygularken, 10 maket "hayat üçgeni" metodumu uyguladı. Tasarlanmış yıkımdan sonra görüntüleri filme almak ve sonuçları belgelemek için enkazı geçip binaya girdik. Bina yıkımlarında oluşabilecek şartlar dahilinde direct olarak gözlemlenebilen ve bilimsel şartlar altında hayatta kalma tekniklerimi uyguladığım film "çömelip korunan/saklanan" kişiler için hayatta kalma şansının sıfır olduğunu ortaya koydu. Hayat üçgeni metodumu kullananlar için hayatta kalabilme şansı yaklaşık olarak % 100 oldu.
Bu film Türkiyede ve Avrupanın geri kalan kısmında milyonlarca izleyici tarafından izlendi. Bu film ABD, Kanada ve Güney Amerikada RealTV programında izlendi.
Enkazına girdiğim ilk bina 1985 Mexico City depreminde bir okuldu. Bütün çocuklar sıralarının altındaydı. Her bir çocuk kemiklerinin kalınlığına kadar ezilmişlerdi. Sıralarının yanındaki koridorlara uzanmış olsalardı hayatta kalmış olabilirlerdi. Bu "ayıptı, gereksizdi" ve çocukların neden koridorlarda (sıraların arasında) olmadığını merak ettim. O an, çocuklara bir şeyin/eşyanın altına saklanmalarının söylendiğini bilmiyordum. Basitçe ifade edilirse, binalar yıkılırken, objelerin üzerine düşen tavan ağırlıgı veya içerideki mobilyalar bu nesnelere çarparken yanlarında bir yer, boşluk bırakırlar. Bu boşluk benim "hayat üçgeni" dediğim alandır. Nesne ne kadar büyük ve ne kadar dayanıklı olursa daha az ezilecektir. Nesneler ne kadar az ezilirse boşluk ve bu boşluğu kullanan kişinin yaralanmama olasılığı o kadar artar. Bir dahaki sefere televizyonda yıkılan bina izlerken gördüğün üçgenleri say. Heryerdeler. Yıkılan bir binada göreceğiniz en yaygın biçimdir.

Deprem anında hayatta kalma, ailelerine bakma ve başkalarını kurtarma hakkında 750 bin nüfüslu Trujillo kentinin İtfaiye bölümünü eğittim. Trujillo İtfaiye Departmanının kurtarma şefi Üniversite de profesördür ve bana her yerde eşlik etti.
Kişisel ifadeleridir:
"Adım Roberto Rosales. Trujillo kurtarma ekibi şefiyim. 11 yaşındayken çöken bir binada mahsur kaldım. Mahsur kalışım 1972 yılında 70.000 kişini öldüğü depremde oldu. Erkek Kardeşimin motosikletinin yanında oluşan "hayat üçgeni" içinde hayatta kaldım. Yataklarının veya sıraların, masaların altına giren arkadaşlarım ezilerek öldüler (isim, adres vb detayları anlatıyor). Ben hayat üçgeninin yaşayan örneğiyim. Ölen arkadaşlarım "çömel ve korun" örnekleridir.
DOUG COPP'UN ÖNERİLERİ
1) "Binalar çökerken basitçe "çömelen ve korunan" kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler.
2) Kediler, köpekler ve bebekler'in hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem anında sizde bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk yaratacak bir kanepenin, geniş büyük bir eşyanın yanında dur.
3) Ahşap evler deprem anındaki en güvenli yapılardır. Sebebi basittir; ahşap esnektir ve depremin zorlamasıyla hareket eder. Eğer ahşap bina çökerse geniş yaşam boşlukları oluşur. Ayrıca, ahşap binalar daha az yoğunlukta yıkılış ağırlığına sahiptir. Tuğla binalar ayrı tuğla parçalarına ayrılacaklardır. Tuğlalar bir çok yaralanmalara sebep olacaktır, ama (beton) bloklardan daha az ezilmiş vücutlar yaratırlar.
4) Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitce yuvarlanarak yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler.
5) Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın..
6) Bina çökerken Kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür... Nasıl mı? Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. Eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. Her iki durumda da ölürsünüz!
7) Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. Merdivenler (ana binadan) farklı bir "frekans aralığına" sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı gerçekleşene kadar. Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar. Korkunç şekilde sakatlanırlar. Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır. Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesi ile çökebilir. Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir.
8) Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır.
9) Aynen Nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. SanFransisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Hepsi öldü. Araçlarının dışına çıkıp,aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen herkes eğer araçlarından çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi. Ezilen bütün araçların yanında-kolonların direkt olarak üzerine düştüğü araçlar hariç- 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu.
10) Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kağıdın olduğu ofisleri dolaşırken kağıdın sıkışmadığını/ezilmediğini keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur.
******************************************************************
Adım Doug Copp. Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi Amerikan Uluslararası Kurtarma Ekibinin Kurtarma şefi ve afet olayları müdürüyüm. Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır. 875 yıkılmış binaya sürünerek girdim, 60 ülkeden kurtarma ekipleriyle çalıştım, birçok ülkede kurtarma ekipleri oluşturdum ve çok sayıda ülkede birçok kurtarma ekibinin üyesiyim.
2 Yıl boyunca birleşmiş milletler felaket "azaltma" uzmanıydım. 1985'ten beri aynı anda gerçekleşenler hariç dünyadaki bütün büyük felaketlerde çalıştım. 1996'da benim hayatta kalma metodumun geçerliliğini ortaya koyan bir film yaptık. Türk hükümeti, İstanbul belediyesi, İstanbul üniversitesi, Case yapımcılık, ve ARTI bu pratik ve bilimsel testin filme alınmasında işbirliği yaptılar. İçinde 20 maket (mannequis) olan bir okulu ve evi yıktık. 10 maket "çömel ve korun" metodunu uygularken, 10 maket "hayat üçgeni" metodumu uyguladı. Tasarlanmış yıkımdan sonra görüntüleri filme almak ve sonuçları belgelemek için enkazı geçip binaya girdik. Bina yıkımlarında oluşabilecek şartlar dahilinde direct olarak gözlemlenebilen ve bilimsel şartlar altında hayatta kalma tekniklerimi uyguladığım film "çömelip korunan/saklanan" kişiler için hayatta kalma şansının sıfır olduğunu ortaya koydu. Hayat üçgeni metodumu kullananlar için hayatta kalabilme şansı yaklaşık olarak % 100 oldu.
Bu film Türkiyede ve Avrupanın geri kalan kısmında milyonlarca izleyici tarafından izlendi. Bu film ABD, Kanada ve Güney Amerikada RealTV programında izlendi.
Enkazına girdiğim ilk bina 1985 Mexico City depreminde bir okuldu. Bütün çocuklar sıralarının altındaydı. Her bir çocuk kemiklerinin kalınlığına kadar ezilmişlerdi. Sıralarının yanındaki koridorlara uzanmış olsalardı hayatta kalmış olabilirlerdi. Bu "ayıptı, gereksizdi" ve çocukların neden koridorlarda (sıraların arasında) olmadığını merak ettim. O an, çocuklara bir şeyin/eşyanın altına saklanmalarının söylendiğini bilmiyordum. Basitçe ifade edilirse, binalar yıkılırken, objelerin üzerine düşen tavan ağırlıgı veya içerideki mobilyalar bu nesnelere çarparken yanlarında bir yer, boşluk bırakırlar. Bu boşluk benim "hayat üçgeni" dediğim alandır. Nesne ne kadar büyük ve ne kadar dayanıklı olursa daha az ezilecektir. Nesneler ne kadar az ezilirse boşluk ve bu boşluğu kullanan kişinin yaralanmama olasılığı o kadar artar. Bir dahaki sefere televizyonda yıkılan bina izlerken gördüğün üçgenleri say. Heryerdeler. Yıkılan bir binada göreceğiniz en yaygın biçimdir.

Deprem anında hayatta kalma, ailelerine bakma ve başkalarını kurtarma hakkında 750 bin nüfüslu Trujillo kentinin İtfaiye bölümünü eğittim. Trujillo İtfaiye Departmanının kurtarma şefi Üniversite de profesördür ve bana her yerde eşlik etti.
Kişisel ifadeleridir:
"Adım Roberto Rosales. Trujillo kurtarma ekibi şefiyim. 11 yaşındayken çöken bir binada mahsur kaldım. Mahsur kalışım 1972 yılında 70.000 kişini öldüğü depremde oldu. Erkek Kardeşimin motosikletinin yanında oluşan "hayat üçgeni" içinde hayatta kaldım. Yataklarının veya sıraların, masaların altına giren arkadaşlarım ezilerek öldüler (isim, adres vb detayları anlatıyor). Ben hayat üçgeninin yaşayan örneğiyim. Ölen arkadaşlarım "çömel ve korun" örnekleridir.
DOUG COPP'UN ÖNERİLERİ
1) "Binalar çökerken basitçe "çömelen ve korunan" kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler.
2) Kediler, köpekler ve bebekler'in hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem anında sizde bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk yaratacak bir kanepenin, geniş büyük bir eşyanın yanında dur.
3) Ahşap evler deprem anındaki en güvenli yapılardır. Sebebi basittir; ahşap esnektir ve depremin zorlamasıyla hareket eder. Eğer ahşap bina çökerse geniş yaşam boşlukları oluşur. Ayrıca, ahşap binalar daha az yoğunlukta yıkılış ağırlığına sahiptir. Tuğla binalar ayrı tuğla parçalarına ayrılacaklardır. Tuğlalar bir çok yaralanmalara sebep olacaktır, ama (beton) bloklardan daha az ezilmiş vücutlar yaratırlar.
4) Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitce yuvarlanarak yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler.
5) Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın..
6) Bina çökerken Kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür... Nasıl mı? Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. Eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. Her iki durumda da ölürsünüz!
7) Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. Merdivenler (ana binadan) farklı bir "frekans aralığına" sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı gerçekleşene kadar. Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar. Korkunç şekilde sakatlanırlar. Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır. Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesi ile çökebilir. Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir.
8) Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır.
9) Aynen Nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. SanFransisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Hepsi öldü. Araçlarının dışına çıkıp,aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen herkes eğer araçlarından çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi. Ezilen bütün araçların yanında-kolonların direkt olarak üzerine düştüğü araçlar hariç- 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu.
10) Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kağıdın olduğu ofisleri dolaşırken kağıdın sıkışmadığını/ezilmediğini keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur.
13 Nisan 2009 Pazartesi
Enerji Tasarrufu
Başta televizyonlar olmak üzere elektrikli cihazları kapatmak yerine, uzaktan kumandayla
stand-by yani beklemeye almak, çoğumuzun yaptığı bır alışkanlık. Ancak bunun, hem ciddi enerji tüketimine hem de karbondioksit yayılmasına neden olduğu ortaya çıktı.
İngiltere'de bilim adamları, elektrik enerjisinin verimli kullanılması için, yanı israfı önlemek için özellikle, evlerimizdeki elektronik cihazların stand-by durumunda bırakılmamasını öneriyorlar. Hatta İngiliz parlamenterlerden bazıları, enerji tasarrufu için stand-by tuşunun cihazlardan kaldırılmasını önerdi.
Dünyada milyonlarca insan evlerinde başta televizyon olmak üzere elektrikli cihazları kapatmak yerine, uzaktan kumandayla stand-by durumuna almayı tercih ediyor. Bu tercihin altında yaygın bir yanlış inanış yatıyor. Birçok insan, televizyonu uzaktan kumandadan kapatarak, daha az enerji sarfiyatı yaptığını düşünüyor. Oysa, bu yöntemle, başta televizyonlar olmak üzere tüm elektronik cihazlar az da olsa elektrik çekmeye ve karbondioksit yaymaya devam ediyor.
İngiliz Çevre Bakanlığı verilerine göre, tüm ülke gözönüne alındığında, bu şekilde 2 güç santraline eşdeğer enerji sarfediliyor. 60 milyonluk nüfusa sahip İngiltere'de bunun maliyeti ise yaklaşık birbuçuk milyar dolar.
Sadece İngiltere'de toplam 75 milyona yakın televizyon alıcısı bulunduğundan yola çıkılarak ve her evde televizyon dahil yaklaşık 12 adet elektronik eşyanın stand-by durumunda tutulduğundan hareketle, her gün sırf İngiltere'de 740 milyon sterlin değerinde enerji israf ediliyor.
Elektronik cihazların uzaktan kumandayla stand-by durumunda tutulmasının çevreye verdiği zarar da gözardı edilemeyecek kadar fazla. Bu yöntemle cihazlardan atmosfere yayılan karbondioksit, Londra'dan New York'a yapılan yaklaşık birbuçuk milyon uçuşta salınan karbondioksit miktarına eşit.
İşte buna önlem olarak, kullanmadığımız cihazların stand-by ışıklarını da söndürmeyi, yani ana güç düğmesinden kapatmayı, yeni üretilecek cihazların da belli bir süre bekleme modunda durduktan sonra kendiliğinden kapanacak bir düzenekle üretilmesini öneriyorlar.
İngiliz Parlamentosu, alınacak önlemlerle önemli ölçüde enerji tasarrufu sağlamayı hedefliyor.
Kaynak:ntvmsnbc
stand-by yani beklemeye almak, çoğumuzun yaptığı bır alışkanlık. Ancak bunun, hem ciddi enerji tüketimine hem de karbondioksit yayılmasına neden olduğu ortaya çıktı.
İngiltere'de bilim adamları, elektrik enerjisinin verimli kullanılması için, yanı israfı önlemek için özellikle, evlerimizdeki elektronik cihazların stand-by durumunda bırakılmamasını öneriyorlar. Hatta İngiliz parlamenterlerden bazıları, enerji tasarrufu için stand-by tuşunun cihazlardan kaldırılmasını önerdi.
Dünyada milyonlarca insan evlerinde başta televizyon olmak üzere elektrikli cihazları kapatmak yerine, uzaktan kumandayla stand-by durumuna almayı tercih ediyor. Bu tercihin altında yaygın bir yanlış inanış yatıyor. Birçok insan, televizyonu uzaktan kumandadan kapatarak, daha az enerji sarfiyatı yaptığını düşünüyor. Oysa, bu yöntemle, başta televizyonlar olmak üzere tüm elektronik cihazlar az da olsa elektrik çekmeye ve karbondioksit yaymaya devam ediyor.
İngiliz Çevre Bakanlığı verilerine göre, tüm ülke gözönüne alındığında, bu şekilde 2 güç santraline eşdeğer enerji sarfediliyor. 60 milyonluk nüfusa sahip İngiltere'de bunun maliyeti ise yaklaşık birbuçuk milyar dolar.
Sadece İngiltere'de toplam 75 milyona yakın televizyon alıcısı bulunduğundan yola çıkılarak ve her evde televizyon dahil yaklaşık 12 adet elektronik eşyanın stand-by durumunda tutulduğundan hareketle, her gün sırf İngiltere'de 740 milyon sterlin değerinde enerji israf ediliyor.
Elektronik cihazların uzaktan kumandayla stand-by durumunda tutulmasının çevreye verdiği zarar da gözardı edilemeyecek kadar fazla. Bu yöntemle cihazlardan atmosfere yayılan karbondioksit, Londra'dan New York'a yapılan yaklaşık birbuçuk milyon uçuşta salınan karbondioksit miktarına eşit.
İşte buna önlem olarak, kullanmadığımız cihazların stand-by ışıklarını da söndürmeyi, yani ana güç düğmesinden kapatmayı, yeni üretilecek cihazların da belli bir süre bekleme modunda durduktan sonra kendiliğinden kapanacak bir düzenekle üretilmesini öneriyorlar.
İngiliz Parlamentosu, alınacak önlemlerle önemli ölçüde enerji tasarrufu sağlamayı hedefliyor.
Kaynak:ntvmsnbc
1 Nisan 2009 Çarşamba
Acil / Neredeyim
Herhangi bir şekilde kaybolan kişi; ACIL yada NEREDEYIM yazıp 7777 veya 2222 numarasına mesaj gönderirse, kendisine BULUNDUGU YER GAYET AYDINLATICI BIR SEKILDE mesaj olarak gönderiliyor.
Normalde 2sms/4 kontör. Fakat kontörünüz olmasa da mesaj gönderiliyor. Tüm Ceptelefonu abonelerinin bilmesinde fayda var. KAYBOLMAK veya en yakın polise, jandarmaya veya sağlık kuruluşuna acil ihtiyaç olabilir.
Cep Telefonuna Gelen Cevap Mesaj Örneği;
COGRAFI KONUMUNUZ:
(40 derece 58 dk 44 sn Kuzey, 29 derece 06 dk 22 sn Dogu)
SIZE EN YAKIN NOKTALAR:
Tem Polis Buro Amirligi 103 m (+902164104113),
Ozel Avicenna Hastanesi 225 m (+902165741000),
Infotech Bilisim ve Iletisim Teknolojileri .S. 32 m (+902165740505)
Polis Imdat 155, Alo Jandarma 156, Hizir Acil 112, Itfaiye 110
Normalde 2sms/4 kontör. Fakat kontörünüz olmasa da mesaj gönderiliyor. Tüm Ceptelefonu abonelerinin bilmesinde fayda var. KAYBOLMAK veya en yakın polise, jandarmaya veya sağlık kuruluşuna acil ihtiyaç olabilir.
Cep Telefonuna Gelen Cevap Mesaj Örneği;
BULUNDUGUNUZ BOLGE:
Istanbul,Kadikoy,Icerenkoy, Karaman Ciftlik Yolu caddesi
Istanbul,Kadikoy,Icerenkoy, Karaman Ciftlik Yolu caddesi
(40 derece 58 dk 44 sn Kuzey, 29 derece 06 dk 22 sn Dogu)
SIZE EN YAKIN NOKTALAR:
Tem Polis Buro Amirligi 103 m (+902164104113),
Ozel Avicenna Hastanesi 225 m (+902165741000),
Infotech Bilisim ve Iletisim Teknolojileri .S. 32 m (+902165740505)
Polis Imdat 155, Alo Jandarma 156, Hizir Acil 112, Itfaiye 110
28 Mart 2009 Cumartesi
Biberiye Mucizesi
Bugün grup maillerimi okurken rastladım bu yazıya:
*********************************************
1. Esim evliligimizden once baslayan migren agrilarindan sikayetci idi ve cebinde bir suru agri kesici ilaclarla dolasir ve kriz anlarinda da 'basimi kesin de bu agridan kurtulayim' derdi. Hacettepe Tip Fakultesi'nde 1980 baslarinda MR' cekilip migren teshisi konuldu ama olumlu bir sonuc alamadik. 1983 yilinda is yerim Ankara Universitesi' nden Gazi Universitesi' ne gecince burada da MR cekilip migren teshisi konulunca migren tedavisi basladi. Verilen cesitli haplar etkili olmayinca depresyon tedavisine baslayacagiz dediler ve giderek degistilen ilaclar sonucu esim neredeyse 24 saat uyumaya basladi ilaclarin etkisi ile. Bu asamada ben tedavi ve ilaclari kestirdim. Bitkisel ilac aramaya basladim ve tanidigim bir zamanlar orman bakanliginda 'tibbi bitkiler arastirma projesi' nde calismis emekli tanidigim 'biberiye' cayini tavsiye etti. Gunde 5-6 fincan biberiye cayi tedavisine basladik ve 20-25 gun sonra migren, bas agrilari sorunlari bir daha gelmemek uzere sona erdi.
2. Ortopedist kardesime ameliyat olan sanatci Selcuk Ural Kardesime migreni oldugunu soyluyor ve kardesim biberiye cayini tavsiye ediyor. Selcuk Ural birkac yil once ATV televizyonundaki bir programda Migreninin ortopedist doktorunun botanikci agabeyinin tavsiyesi ile gectigini soyluyor ve tesekkur ediyor.
3. Kayinbiraderimin esi Elmadag'da kizakla kayarken dusup kizak Freni demirinin ayak bilegi ile diz arasi orta bolgede V harfi seklinde Ve buyukce bir bolgede etini kemige kadar kaldirdi. Buraya dikis atildi Ancak kalkan kismin buyuklugunden 1 ay V harfiic kismindaki deri canlanmadi ve doktorlar 'bu bolgeye deri nakli yapmamiz gerekir' Dediler. Kayinbiraderimin buldugu estetik ameliyati yapacak doktor 'Amerikadan yeni bir ilac geldi once birkac gun bunu surup deneyelim, sonuc alamazsak ameliyati yapariz' dedi. Surulen yag deriyi 3-4 gun sonra canladirmaya basladi. Bu yagin uzerine baktigimda *Rosmarinus *kelimesini gorunce biberiye bitkisine olan ilgim cok daha artti. Kendi kutuphanem ve internetten yaptigim arastirmada biberiye bitkisinin iyi geldigi hastalik ve sorunlar 100'u cok asinca arastimayi kestim bu kadar yeter diye.,
4. Biberiye yagini yazlik evimiz goturduk. Agabeyimin torunlari Dusup veya kosarken baslarini veya eller ve ayaklarini bir yerlere carptiginda evde baslayan telasa hic gerek olmadigini soyleyip bu yagi suruyordum ve sismesi, morarmasi veya agrimasi gereken bolgelerde bunlarin hic biri gerceklesmiyodu.
5. Esimin isyerinde arkadasinin babasinin ayaklarinda diz alti bolgesinin dolasim bozuklugu nedeniyle ayaklari soguk idi. Biberiye cayi ile bu sorunlari cozuldu.
6. Cok yasli komsumuzun 2 yildir geceleri uyuyamama sorunu vardi. Damadi Ankara'da bir devlet hastanesinde beyin cerrahi docent de cozum bulamamisti uyku sorununa. Biberiye cayi icmeye basladiktan sonra gece de gunduz de uyumaya basladi.
7. Yine ayni cok yasli komsumuz gut hastaligindan da muzdarip idi Ve kaninda urik asit yuksek cikiyordu. Biberiye cayi ile bu sorunu da cozuldu.
8. Kayinpederim boyun kireclenmesinin sonucunda boynu tamamen Hareketsiz duruma gecti. Doktorlar ameliyat yapamayiz boyle idare et dediler. Biberiye yagi ile yaptigi masajlar sonucu 1 hafta sonra boynunu hareket ettirmeye basladi.
9. Kizim kosarken carptigi eli mosmor oldu. Biberiyeyagini surduk, 2 saat sonra morluk gecmeye basladi. Akraba doktora soruyorum soyle morluk nor mal ne kadar zamanda gecer diye ve 2 gunde gecer diyor.
10. Biberiye yagi ecza dolabimizda artik yerini almisti. Bir yerin mi Agriyor (ornegin bas agrisi) sur biberiyeyi en azindan gecici olarak Agri gecsin. Bir yerin kesildi mi, cizildi mi sur biberiye yagini cok suratli olarak iyilessin.
Umarim arkadaslar icin bu bilgiler yararli olur.
Prof. Dr. Turhan USLU
*********************************************
1. Esim evliligimizden once baslayan migren agrilarindan sikayetci idi ve cebinde bir suru agri kesici ilaclarla dolasir ve kriz anlarinda da 'basimi kesin de bu agridan kurtulayim' derdi. Hacettepe Tip Fakultesi'nde 1980 baslarinda MR' cekilip migren teshisi konuldu ama olumlu bir sonuc alamadik. 1983 yilinda is yerim Ankara Universitesi' nden Gazi Universitesi' ne gecince burada da MR cekilip migren teshisi konulunca migren tedavisi basladi. Verilen cesitli haplar etkili olmayinca depresyon tedavisine baslayacagiz dediler ve giderek degistilen ilaclar sonucu esim neredeyse 24 saat uyumaya basladi ilaclarin etkisi ile. Bu asamada ben tedavi ve ilaclari kestirdim. Bitkisel ilac aramaya basladim ve tanidigim bir zamanlar orman bakanliginda 'tibbi bitkiler arastirma projesi' nde calismis emekli tanidigim 'biberiye' cayini tavsiye etti. Gunde 5-6 fincan biberiye cayi tedavisine basladik ve 20-25 gun sonra migren, bas agrilari sorunlari bir daha gelmemek uzere sona erdi.
2. Ortopedist kardesime ameliyat olan sanatci Selcuk Ural Kardesime migreni oldugunu soyluyor ve kardesim biberiye cayini tavsiye ediyor. Selcuk Ural birkac yil once ATV televizyonundaki bir programda Migreninin ortopedist doktorunun botanikci agabeyinin tavsiyesi ile gectigini soyluyor ve tesekkur ediyor.
3. Kayinbiraderimin esi Elmadag'da kizakla kayarken dusup kizak Freni demirinin ayak bilegi ile diz arasi orta bolgede V harfi seklinde Ve buyukce bir bolgede etini kemige kadar kaldirdi. Buraya dikis atildi Ancak kalkan kismin buyuklugunden 1 ay V harfiic kismindaki deri canlanmadi ve doktorlar 'bu bolgeye deri nakli yapmamiz gerekir' Dediler. Kayinbiraderimin buldugu estetik ameliyati yapacak doktor 'Amerikadan yeni bir ilac geldi once birkac gun bunu surup deneyelim, sonuc alamazsak ameliyati yapariz' dedi. Surulen yag deriyi 3-4 gun sonra canladirmaya basladi. Bu yagin uzerine baktigimda *Rosmarinus *kelimesini gorunce biberiye bitkisine olan ilgim cok daha artti. Kendi kutuphanem ve internetten yaptigim arastirmada biberiye bitkisinin iyi geldigi hastalik ve sorunlar 100'u cok asinca arastimayi kestim bu kadar yeter diye.,
4. Biberiye yagini yazlik evimiz goturduk. Agabeyimin torunlari Dusup veya kosarken baslarini veya eller ve ayaklarini bir yerlere carptiginda evde baslayan telasa hic gerek olmadigini soyleyip bu yagi suruyordum ve sismesi, morarmasi veya agrimasi gereken bolgelerde bunlarin hic biri gerceklesmiyodu.
5. Esimin isyerinde arkadasinin babasinin ayaklarinda diz alti bolgesinin dolasim bozuklugu nedeniyle ayaklari soguk idi. Biberiye cayi ile bu sorunlari cozuldu.
6. Cok yasli komsumuzun 2 yildir geceleri uyuyamama sorunu vardi. Damadi Ankara'da bir devlet hastanesinde beyin cerrahi docent de cozum bulamamisti uyku sorununa. Biberiye cayi icmeye basladiktan sonra gece de gunduz de uyumaya basladi.
7. Yine ayni cok yasli komsumuz gut hastaligindan da muzdarip idi Ve kaninda urik asit yuksek cikiyordu. Biberiye cayi ile bu sorunu da cozuldu.
8. Kayinpederim boyun kireclenmesinin sonucunda boynu tamamen Hareketsiz duruma gecti. Doktorlar ameliyat yapamayiz boyle idare et dediler. Biberiye yagi ile yaptigi masajlar sonucu 1 hafta sonra boynunu hareket ettirmeye basladi.
9. Kizim kosarken carptigi eli mosmor oldu. Biberiyeyagini surduk, 2 saat sonra morluk gecmeye basladi. Akraba doktora soruyorum soyle morluk nor mal ne kadar zamanda gecer diye ve 2 gunde gecer diyor.
10. Biberiye yagi ecza dolabimizda artik yerini almisti. Bir yerin mi Agriyor (ornegin bas agrisi) sur biberiyeyi en azindan gecici olarak Agri gecsin. Bir yerin kesildi mi, cizildi mi sur biberiye yagini cok suratli olarak iyilessin.
Umarim arkadaslar icin bu bilgiler yararli olur.
Prof. Dr. Turhan USLU
23 Mart 2009 Pazartesi
Dioxin Maddesi
Bu dokuman Walter Reed Army Medical Center tarafindan da dagitilmaktadir. Arabanizda bulunduracaginiz plastik su sisesindeki su cok tehlikelidir. Plastik su siseleri Sheryl Crow'un gogus kanseri olmasinin en buyuk nedenidir. Plastik siseler ozellikle Avustralia da yuksek sayida gorulen gogus kanseri vakalarinin en buyuk nedenidir. Annesi cok yakinda gogus kanseri teshisi konulan bir arkadasimiza doctor sunu soyledi. "Kadinlar arabalarda birakilmis plastik su siselerinden su icmemelidir". Doktor yuksek sicaklik ve sise plastiklerindeki belli kimyasallar gogus kanserine neden olabilir. Lutfen dikkatli olun ve arabada birakilmis plastik siselerden su icmeyin. Lutfen bu bilgiyi etrafinizdaki butun bayanlara iletiniz. Bu bilgi kesinlikle iyi bilmemiz gereken ve sakinmamiz gereken bir tehlike ile ilgilidir. Bu bilgi yasam kurtarabilir. Yuksek sicaklik plastigin icindeki toksinleri suya ve yiyeceklerimize geciriyor ve doktorlar bu toxinleri kanserli hucrelerimizin etrafinda kolaylikla gozleyebiliyorlar.
MUMKUNSE, PASLANMAZ CELIKTEN BIR TERMOS YA DA CAMDAN YAPILMIS SISELER, KAPLAR KULLANALIM ! Mikrodalga firinlarina plastik tabak ve kutulari koymayiniz. Plastik su siselerini buzluga koymayiniz. Plastik tabak ortulerini (SARAN WRAP) mikrodalga firinina koymayiniz. Dioxin isimli kimyasal madde kansere neden olur, ozellikle gogus kanseri.
Dioxin maddesi vucudumuzdaki hucreler icin bir zehirdir. Plastik siseleri icinde su varken dondurmayiniz. BU durumda plastik icindeki Dioxin'i aciga cikartmaktadir. Gecen gunlerde. Edward Fujimoto, Wellness Program Manager (Castle Hospital) bir TV programinda bu saglik tehdidini acikladi. Dioxinlerin bizler icin ne kadar tehlikeli oldugu ge rcegini anlatti. Yiyeceklerimizi mikrodalga da plastik kutular icinde isitmamamizi istedi. Bu ozellikle icinde yag olan yiyecekler icin daha onemlidir. Yag, yuksek sicaklik ve plastiklerin bir araya geldiklerinde Dioxin aciga cikarttiklarini ve bunun vucudumuzdaki hucrelere gectigini acikladi. Plastikler yerine Cam, Pyrex, CorningWare yada seramik den yapilmis kaplarin kullanilmasini tavsiye etti. Microwave icin hazir uretilmis cabuk isitilabilen yiyecek paketlerini baska bir kaba aktararak isitiniz. Kagit cok kotu bir malzeme degil ama icinde ne olabilecegini hic bir zaman bilemeyiz. Pyrex, ISIcam, CorningWare gibi kaplari kullanmak cok daha guvenlidir.
Bazi zincir (fast food) restoranlari yakin gecmiste plastik kutulardan kagida gectiler. Bunun en buyuk nedeni dioxin proble mi dir. Ayrica, Saran wrap ismi altinda satilan tabak ve kutularin uzerine orttugumuz ince plastik film de mikro dalga firinina girdiginde diger plastikler kadar tehlikelidir. Mikrodalgada yiyecek isinlanirken yuksek sicakliklar ince plastigi eritebilir ve erimis plastk yiyeceginize karisabilir. Mikrodalga kullanirken yiyecek kaplarinizi plastik yerine kagit havlu ile ortunuz.
Bu yaziyi hazirlayan: Dr.Cengiz CamciProfessor of Aerospace Engineering The Pennsylvania State University
MUMKUNSE, PASLANMAZ CELIKTEN BIR TERMOS YA DA CAMDAN YAPILMIS SISELER, KAPLAR KULLANALIM ! Mikrodalga firinlarina plastik tabak ve kutulari koymayiniz. Plastik su siselerini buzluga koymayiniz. Plastik tabak ortulerini (SARAN WRAP) mikrodalga firinina koymayiniz. Dioxin isimli kimyasal madde kansere neden olur, ozellikle gogus kanseri.
Dioxin maddesi vucudumuzdaki hucreler icin bir zehirdir. Plastik siseleri icinde su varken dondurmayiniz. BU durumda plastik icindeki Dioxin'i aciga cikartmaktadir. Gecen gunlerde. Edward Fujimoto, Wellness Program Manager (Castle Hospital) bir TV programinda bu saglik tehdidini acikladi. Dioxinlerin bizler icin ne kadar tehlikeli oldugu ge rcegini anlatti. Yiyeceklerimizi mikrodalga da plastik kutular icinde isitmamamizi istedi. Bu ozellikle icinde yag olan yiyecekler icin daha onemlidir. Yag, yuksek sicaklik ve plastiklerin bir araya geldiklerinde Dioxin aciga cikarttiklarini ve bunun vucudumuzdaki hucrelere gectigini acikladi. Plastikler yerine Cam, Pyrex, CorningWare yada seramik den yapilmis kaplarin kullanilmasini tavsiye etti. Microwave icin hazir uretilmis cabuk isitilabilen yiyecek paketlerini baska bir kaba aktararak isitiniz. Kagit cok kotu bir malzeme degil ama icinde ne olabilecegini hic bir zaman bilemeyiz. Pyrex, ISIcam, CorningWare gibi kaplari kullanmak cok daha guvenlidir.
Bazi zincir (fast food) restoranlari yakin gecmiste plastik kutulardan kagida gectiler. Bunun en buyuk nedeni dioxin proble mi dir. Ayrica, Saran wrap ismi altinda satilan tabak ve kutularin uzerine orttugumuz ince plastik film de mikro dalga firinina girdiginde diger plastikler kadar tehlikelidir. Mikrodalgada yiyecek isinlanirken yuksek sicakliklar ince plastigi eritebilir ve erimis plastk yiyeceginize karisabilir. Mikrodalga kullanirken yiyecek kaplarinizi plastik yerine kagit havlu ile ortunuz.
Bu yaziyi hazirlayan: Dr.Cengiz CamciProfessor of Aerospace Engineering The Pennsylvania State University
11 Mart 2009 Çarşamba
Hastalığınızı gösterecek 16 ipucu
Prof. Bale'ye göre, tırnaktan gözlere, doğum kilosundan avuç içine kadar vücuttaki her şey birer gösterge. O halde bir test yaparak ne kadar sağlıklı olduğumuzu anlamak mümkün. Bale'nin "İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu" dediği test şöyle:
Sağlıklı yasam konusunda birçok araştırmaya imzasını atan; Londra'daki Kine College Hastanesi Gerontoloji (yaslanma bilimi) Enstitüsü'nde araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Bale, "Sadece parmaklarınızın uzunluğu bile sizin sağlığınız hakkında kayda değer bilgi sahibi olmamızı sağlıyor aslında. Siz de vücudunuzla ilgili önemli detaylara; dikkat ederek sağlığınızı koruyabilirsiniz " diyor ve ekliyor: "Vücudunuz; siz fark etmeden sağlığınızla ilgili en önemli ipuçlarını veriyor."
1.Tırnaklar
Tırnaklarınıza dikkatle bakin. Eğer hafif mavilik yâda; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karsı karsıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karsı karsıya olduğunuzu gösterebilir.
2. Nefeslerinizi Sayın
Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek... Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.
3. Gözler
Aynada gözlerinizden birine bakin. İris'in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu ayni şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi! .
4. Avuç içinize bakin
Avuç içlerinize dikkatle bakin. Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demek.
5. Hafıza kontrolü
Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakin. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer'le karsılaşma riskinizin daha az olacağı anlamına geliyor..
6. Kas kontrolü
Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa, kaslarınız da bir zayıflık olduğu anlamına geliyor.
7. Görünüş
Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün.
Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor.
8. Tiroit misiniz?
Kollarınızı yere paralel olarak tam karsınızda birleye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.
9. Düz yürümek
Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi isliyor demektir.
10. Doğum kilonuz
Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karsı karsıya kalabilirsiniz.
11. Beliniz kalın mı?
Vücut sekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yasama riskiniz daha fazla.
12. Tuvalet sıklığı
Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sı! k tuvale te gitmektir.
13. Nabız kontrolü
Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yasayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70'in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor.
14.Dişlerinizi fırçalayın
Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir.
15. Parmak uzunluğu
İşaret ve yüzük parmakları ayni uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.
16. Ayak Bilekleri
Bas parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karsı karsıya kalabilirsiniz.
Sağlıklı yasam konusunda birçok araştırmaya imzasını atan; Londra'daki Kine College Hastanesi Gerontoloji (yaslanma bilimi) Enstitüsü'nde araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Bale, "Sadece parmaklarınızın uzunluğu bile sizin sağlığınız hakkında kayda değer bilgi sahibi olmamızı sağlıyor aslında. Siz de vücudunuzla ilgili önemli detaylara; dikkat ederek sağlığınızı koruyabilirsiniz " diyor ve ekliyor: "Vücudunuz; siz fark etmeden sağlığınızla ilgili en önemli ipuçlarını veriyor."
1.Tırnaklar
Tırnaklarınıza dikkatle bakin. Eğer hafif mavilik yâda; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karsı karsıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karsı karsıya olduğunuzu gösterebilir.
2. Nefeslerinizi Sayın
Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek... Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.
3. Gözler
Aynada gözlerinizden birine bakin. İris'in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu ayni şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi! .
4. Avuç içinize bakin
Avuç içlerinize dikkatle bakin. Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demek.
5. Hafıza kontrolü
Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakin. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer'le karsılaşma riskinizin daha az olacağı anlamına geliyor..
6. Kas kontrolü
Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa, kaslarınız da bir zayıflık olduğu anlamına geliyor.
7. Görünüş
Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün.
Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor.
8. Tiroit misiniz?
Kollarınızı yere paralel olarak tam karsınızda birleye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.
9. Düz yürümek
Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi isliyor demektir.
10. Doğum kilonuz
Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karsı karsıya kalabilirsiniz.
11. Beliniz kalın mı?
Vücut sekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yasama riskiniz daha fazla.
12. Tuvalet sıklığı
Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sı! k tuvale te gitmektir.
13. Nabız kontrolü
Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yasayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70'in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor.
14.Dişlerinizi fırçalayın
Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir.
15. Parmak uzunluğu
İşaret ve yüzük parmakları ayni uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.
16. Ayak Bilekleri
Bas parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karsı karsıya kalabilirsiniz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

